Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump, şiddet olaylarının ve silahlı suçların arttığını öne sürdüğü Chicago kentinin, federal hükümetin desteği olmadan “ölmeye mahkum” olduğunu ileri sürdü. Trump, Illinois Valisi JB Pritzker’e çağrıda bulunarak, federal güçlerin “ince ayarlanmış bir suçla mücadele makinesi” olduğunu savundu ve eyaletin acil destek talebinde bulunmasını istedi. Ancak Chicago yerel yönetimi ve sivil toplum kuruluşları, geçen yıl göçmenlik ajanlarının kente düzenlediği operasyonların ardından federal müdahaleye sıcak bakmıyor.
Trump’ın açıklamaları ve Pritzker’e meydan okuması
Başkan Trump, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, “Chicago, federal hükümetin müdahalesi olmadan baş edemez. Suç oranı kontrolden çıktı ve şehir, bu bela ile başa çıkmak için benim liderliğimdeki federal kolluk kuvvetlerine ihtiyaç duyuyor” ifadelerini kullandı. Trump, Illinois Valisi JB Pritzker’i ise “işbirliği yapmamakla” suçlayarak, “Pritzker, şehrini kurtarmak istiyorsa derhal federal destek talebinde bulunmalıdır” dedi.
Trump’ın bu açıklamaları, özellikle 2020 yılında federal ajanların Portland ve diğer kentlerdeki protestolara müdahalesinin ardından federal-yerel yönetim gerilimlerinin yaşandığı bir döneme denk geldi. Başkan, daha önce de Chicago’daki şiddet olaylarını sık sık gündeme getirmiş ve kentin “suçla mücadelede başarısız olduğunu” öne sürmüştü. Ancak Chicago Belediye Başkanı Lori Lightfoot ve diğer yerel yetkililer, federal hükümetin bu tür müdahalelerinin sivillerin güvenliğini artırmadığını, aksine toplumda korku ve güvensizlik yarattığını dile getiriyor.
Illinois Valisi Pritzker ise daha önce yaptığı açıklamada, federal hükümetin Chicago’ya yönelik “tehditkar” yaklaşımını eleştirmiş ve eyaletin kendi kolluk kuvvetleriyle suçla mücadele ettiğini belirtmişti. Pritzker, “Chicago halkına hizmet etmek için federal hükümetin talimatlarına ihtiyacımız yok; biz kendi güvenlik stratejilerimizi uyguluyoruz” demişti.
Yerel direniş ve toplumsal tepkiler
Geçen yıl göçmenlik ve gümrük muhafaza ekiplerinin (ICE) Chicago’da düzenlediği geniş çaplı operasyonlar, özellikle göçmen topluluklarında büyük tedirginlik yaratmıştı. Yerel yetkililer, bu operasyonların suçla mücadele amacından çok, göçmen topluluklarına yönelik bir gözdağı olduğunu savunmuştu. Chicago, “sığınak şehir” statüsünü koruyor ve belediye polisi, federal göçmenlik birimleriyle iş birliği yapmayı reddediyor.
Chicago Halk Sağlığı Departmanı verilerine göre, 2022 yılında kentte silahlı şiddet olaylarında belirgin bir artış yaşandı. Ancak uzmanlar, bu artışın nedenlerinin yoksulluk, eğitimsizlik ve sosyal hizmet eksikliği gibi yapısal sorunlara dayandığını belirtiyor. Trump’ın önerdiği federal müdahalenin ise bu sorunları çözmekten uzak olduğunu ifade ediyor.
Siyasi ve hukuki boyut
Başkan Trump’ın Chicago’ya yönelik bu yeni çağrısı, eyalet ve federal hükümet arasındaki yetki çatışmasının da bir parçası. ABD Anayasası’na göre kolluk kuvvetleri genellikle eyaletlerin yetki alanındadır; federal hükümetin müdahalesi ancak belirli federal suçların işlenmesi veya anayasal hakların ihlali durumunda söz konusu olabilir. Uzmanlar, Trump’ın bu çağrısının hukuki temelinin zayıf olduğunu ve kongre onayı olmadan federal ajanların eyaletlere gönderilmesinin anayasaya aykırı olabileceğini belirtiyor.
Öte yandan, Trump’ın bu çıkışı, 2024 başkanlık seçimleri öncesinde “hukuk ve düzen” söylemini canlandırma çabası olarak yorumlanıyor. Trump, seçim kampanyasında şehirlerdeki suç oranlarını sık sık gündeme getirerek, Demokrat Partili yöneticilerin “şehirleri yönetemediğini” ileri sürüyor. Bu bağlamda Chicago, Trump’ın politikalarına karşı çıkan yerel yönetimlerle yaşadığı gerilimin sembolü haline gelmiş durumda.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, ABD’de federal ve yerel yönetimler arasındaki güç mücadelesinin bir yansıması olsa da, küresel ölçekte güvenlik politikalarının iç siyasete malzeme edilmesi açısından dikkat çekicidir. Türkiye, terörle mücadele ve sınır güvenliği gibi konularda benzer federal-yerel gerilimlerini yaşamamakla birlikte, ABD’deki bu tür tartışmalar, göç ve güvenlik politikalarının toplumsal kutuplaşmayı artırabileceğini göstermektedir. Ayrıca, ABD’nin iç siyasi gündemindeki bu tür konuların, uluslararası ittifaklar ve diplomatik ilişkiler üzerindeki etkisi izlenmeye değerdir.