Avrupa Birliği Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, Hürmüz Boğazı'ndaki gerilimi düşürmeye yönelik diplomatik girişimlerin şu ana kadar 'hiçbir sonuç vermediğini' itiraf etti. Kallas'ın bu açıklaması, ABD güçlerinin pazar günü Larak Adası yakınlarındaki İran mevzilerine hava saldırısı düzenlemesinin hemen ardından geldi. Bu gelişme, bölgede haftalardır süren ve küresel enerji güvenliğini tehdit eden tansiyonun daha da yükseldiğine işaret ediyor. AB'nin üst düzey diplomatı, Brüksel'de düzenlenen bir basın toplantısında yaptığı açıklamada, diplomasi kanallarının hâlâ açık olduğunu ancak şu ana kadar somut bir ilerleme kaydedilemediğini vurguladı. Kallas, 'Diplomatik çabalarımız sürüyor, ancak açıkçası şu ana kadar hiçbir sonuç alabilmiş değiliz. Bu durum hepimiz için endişe verici.' ifadelerini kullandı.
ABD'nin Larak Adası'na Saldırısı ve Artan Gerilim
ABD ordusu, pazar günü erken saatlerde Basra Körfezi'ndeki stratejik Hürmüz Boğazı'na yakın konumda bulunan Larak Adası civarındaki İran'a ait askeri noktaları hedef alan bir dizi hassas hava saldırısı gerçekleştirdi. Saldırıların, İran'a bağlı devrim muhafızlarının deniz kuvvetlerine ait hızlı saldırı botlarının ve kıyı savunma sistemlerinin imha edilmesini amaçladığı belirtildi. Pentagon'dan yapılan kısa açıklamada, saldırının 'ABD donanma gemilerine ve bölgedeki ticari petrol tankerlerine yönelik doğrudan tehditlerin ortadan kaldırılması' amacı taşıdığı ifade edildi. İran tarafı ise yaptığı açıklamada, saldırılarda iki askerinin hayatını kaybettiğini, ayrıca bazı sivil tesislerin de hasar gördüğünü öne sürdü. Tahran yönetimi, misilleme yapma hakkını saklı tuttuğunu ilan ederek bölgede bulunan ABD savaş gemilerine karşı daha agresif bir tutum izleyeceğinin sinyalini verdi.
Bu son askeri hareketlilik, İran'ın 2025 Ocak ayından bu yana Hürmüz Boğazı'nda ticari gemilere yönelik artan taciz ve el koyma eylemlerinin ardından geldi. İran Devrim Muhafızları, son iki ay içinde en az üç uluslararası petrol tankerini alıkoymuş ve birçoğunu da ateş açarak durdurmaya çalışmıştı. Bu eylemler, küresel petrol fiyatlarında dalgalanmalara yol açarken, uluslararası deniz ticaretinin en hayati geçiş noktalarından biri olan bölgede güvenlik endişelerini had safhaya çıkardı. ABD, İngiltere ve Fransa başta olmak üzere bazı ülkeler, bölgeye savaş gemileri konuşlandırarak seyrüsefer serbestisinin korunacağını duyurmuştu.
Uluslararası Kriz Grubu'nun son raporuna göre, Hürmüz Boğazı'ndan geçen petrol miktarı, küresel petrol tüketiminin yaklaşık yüzde 20'sine tekabül ediyor ve bu geçişlerin aksaması, dünya ekonomisinde ciddi bir arz şokuna neden olabilir. Bu nedenle, İran ile Batı arasındaki gerilimin tırmanması, sadece bölgesel bir mesele olmaktan çıkmış, küresel enerji güvenliğini doğrudan etkileyen bir krize dönüşmüştür. Kallas'ın açıklamaları da bu perspektifte değerlendiriliyor.
Avrupa'nın Arabuluculuk Çabaları ve Kallas'ın Mesajı
Avrupa Birliği, Hürmüz krizinin başından bu yana hem Tahran hem de Washington ile doğrudan iletişim kanallarını açık tutmaya çalışıyor. Kallas, özellikle geçen hafta İran Dışişleri Bakanı ile telefon görüşmesi yapmış ve tansiyonun düşürülmesi için somut adımlar atılmasını istemişti. AB ayrıca Umman ve Katar gibi bölge ülkelerinin arabuluculuğunu desteklediğini açıklamıştı. Ancak Kallas'ın bugünkü açıklaması, bu çabaların şu ana kadar beklenen sonucu vermediğini gösteriyor. 'Diplomasi her zaman en zorlu yoldur ama en kalıcı çözümü de o sağlar. Biz pes etmeyeceğiz. Ancak tarafların da iyi niyet göstermesi gerekiyor. Aksi halde bölge, kontrol edilemez bir çatışmanın eşiğine gelebilir.' diye konuşan Kallas, tüm taraflara itidal çağrısında bulundu.
Avrupalı diplomatlar, ABD'nin İran'a yönelik 'maksimum baskı' politikasının yeniden canlandırılmasının, diplomasiye alan bırakmadığını düşünüyor. Avrupa Birliği, 2015 tarihli nükleer anlaşmanın devamından yana olan tutumuyla biliniyor ve İran'ın nükleer programı konusunda yeniden müzakere masasına oturmasını istiyor. Ancak son dönemdeki askeri gerginlik, bu hedefi giderek zorlaştırıyor. Öte yandan, Rusya ve Çin'in de dahil olduğu küresel güç dengeleri, Hürmüz'deki gerilimin sadece ABD-İran ekseninde yaşanmadığını gösteriyor. Moskova ve Pekin, bölgedeki enerji güvenliğinden doğrudan etkilenen ülkeler olarak, daha fazla istikrarsızlığa sıcak bakmıyor ancak Batı'nın yaptırımlarına karşı da Tahran'a yakın duruyor.
Uzmanlar, Hürmüz Boğazı'nda olası bir kapatmanın veya büyük çaplı bir askeri çatışmanın, petrol fiyatlarını varil başına 150 doların üzerine çıkarabileceğini ve küresel enflasyonu yeniden tetikleyebileceğini hesaplıyor. Bu senaryo, özellikle enerji ithalatına bağımlı Avrupa ekonomileri için büyük bir tehdit oluşturuyor. Bu nedenle Kallas'ın açıklamaları, Brüksel'in krize müdahale kapasitesinin sınırlı olduğunu ve ABD'nin askeri adımlarının kendi diplomatik girişimlerini baltaladığını da gözler önüne seriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Hürmüz Boğazı'ndaki gerilim ve ABD-İran arasındaki askeri tırmanış, Türkiye'nin enerji güvenliği ve bölgesel istikrar açısından doğrudan sonuçlar doğurabilir. Türkiye, petrol ve doğalgaz ihtiyacının önemli bir bölümünü Körfez ülkelerinden karşılıyor; bu kaynakların büyük kısmı Hürmüz Boğazı üzerinden taşınıyor. Olası bir krizde arz kesintileri, Türkiye'nin enerji maliyetlerini artıracak ve ekonomiyi olumsuz etkileyecektir. Ayrıca Türkiye, bölgede aktif diplomatik angajman politikası izliyor; bu tür çatışmalar, Türkiye'nin arabuluculuk rolünü ve bölgesel nüfuzunu zayıflatabilir. Ankara'nın, hem ABD hem İran ile diyalog kurabilen nadir ülkelerden olması, krizin çözümünde önemli bir fırsat penceresi sunmakla birlikte, gerilimin tırmanması Türkiye'yi zorlu bir denklemde bırakabilir. Bu nedenle Türkiye'nin, itidal çağrılarını destekleyerek ve enerji tedarik yollarını çeşitlendirerek krize karşı hazırlıklı olması büyük önem taşıyor.