ABD Başkanı Donald Trump'ın Tahran'a yönelik ekonomik baskıyı artırması, İran'ın yaklaşık altı aydır devam eden savaşla zaten zorlanan ekonomisini daha da kırılgan hale getiriyor. Beyaz Saray'ın amacı, İran yönetimini müzakere masasına oturtmak veya rejimi çökertmek. Ancak uzmanlara göre, bu baskılar İran halkının alım gücünü eritirken, ülke içindeki siyasi istikrarı da tehdit ediyor. Peki, Trump'ın izlediği strateji İran ekonomisini tam olarak nasıl etkiliyor? İşte beş kritik alan.
1. Petrol İhracatındaki Sert Düşüş
ABD'nin İran'dan petrol alan ülkelere yönelik ikincil yaptırımlarını yeniden devreye sokması, İran'ın ham petrol ihracatını neredeyse yarı yarıya azalttı. Rusya ve Çin'in bazı rafinerileri hâlâ İran petrolü alsa da, bu ticaret gizli yürütülüyor ve sürekli risk altında. Petrol gelirleri, İran bütçesinin omurgasını oluşturuyor; dolayısıyla bu kaybın ekonomiye maliyeti aylık milyarlarca doları buluyor. Bu durum, Riyad ve Moskova'nın petrol politikalarını da dolaylı olarak etkileyerek küresel enerji piyasalarında yeni bir denge arayışına neden oluyor.
İran'ın petrol satışlarındaki bu daralma, ülkenin döviz rezervlerini eritiyor ve ithalatı finanse etme kabiliyetini zayıflatıyor. Sonuç olarak, temel gıda maddeleri ve ilaç gibi hayati ürünlerde tedarik sorunları baş gösteriyor. Tahran yönetimi, kara borsa üzerinden petrol satışı ve takas yöntemlerine başvursa da bu çözümler kalıcı bir rahatlama sağlamıyor.
2. Enflasyon ve Paranın Değer Kaybı
ABD yaptırımlarının en görünür etkisi, İran riyalinin dolar karşısında tarihi dip seviyelere gerilemesi oldu. Yıl başından bu yana yaklaşık %60 değer kaybeden riyal, ithal ürünlerin fiyatını fırlattı. Resmi enflasyon oranı %40'ı aşarken, gıda ve konut fiyatlarındaki artış çok daha sert. Bu durum, özellikle sabit gelirli kesimleri ve işçi sınıfını olumsuz etkiliyor; sokak protestoları ise bu ekonomik sıkıntıların bir yansıması olarak yeniden alevlenme riski taşıyor.
İran Merkez Bankası'nın döviz kurunu kontrol etmek için uyguladığı müdahaleler yetersiz kalıyor. Bankacılık sektörünün uluslararası finansal ağlardan kopması, ticaretin maliyetini artırıyor ve ülkeye yabancı yatırım girişini neredeyse tamamen durdurmuş durumda. Bu ortamda, işsizlik ve yoksulluk oranları hızla yükseliyor.
3. Nükleer Müzakerelerin Tıkanması
Trump yönetimi, 2015 tarihli nükleer anlaşmadan çekilerek İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini artırmasına zemin hazırladı. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın raporlarına göre, İran %60 saflıkta uranyum üretiyor ve bu oran silah düzeyine oldukça yakın. Batılı ülkeler, bu adımı nükleer silah geliştirme girişimi olarak değerlendiriyor ve yeni yaptırım paketleri için baskı yapıyor. Ancak Tahran, nükleer programının tamamen barışçıl olduğunu savunuyor.
Taraflar arasındaki müzakereler, Viyana'da yapılan son toplantıların ardından askıya alınmış durumda. İran, önce ABD yaptırımlarının kaldırılmasını, ardından nükleer taahhütlere dönüleceğini belirtiyor. ABD ise tam tersini talep ediyor. Bu kısır döngü, hem bölgede hem de küresel ölçekte bir güven bunalımını derinleştiriyor.
4. İran'ın Askeri ve Bölgesel Harcamaları
Ekonomik sıkıntılar, İran'ın bölgedeki vekil güçlere yönelik mali desteğini azaltmasına neden oldu. Lübnan Hizbullah'ı, Suriye'deki gruplar, Yemen'deki Husiler ve Irak'taki milisler, Tahran'dan aldıkları finansmanın kesilmesiyle zor durumda kaldı. Bu grupların İsrail ve ABD hedeflerine yönelik saldırı yetenekleri zayıfladı. Ancak İran, askeri savunma harcamalarını kısmaya yanaşmıyor; özellikle balistik füze programı ve insansız hava aracı teknolojisi gibi alanlarda yatırımlarına devam ediyor.
Ekonomistlere göre İran, savaş ekonomisi modeline geçmiş durumda; askeri öncelikler, sivil refahın önüne geçiyor. Bu durum, toplumsal huzursuzluğu artırırken, siyasi yönetimin meşruiyetini de zedeliyor. Öte yandan İran'ın savunma harcamalarındaki ısrarı, Körfez ülkeleri ve İsrail'in güvenlik endişelerini de tetikliyor.
5. Toplumsal ve Siyasi Sonuçlar
Ekonomik baskılar, İran'daki siyasi dengeleri de etkiliyor. Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi'nin popülaritesi hızla düşerken, muhafazakar kanat içinde bile iktidara yönelik eleştiriler yükseliyor. Öğrenci hareketleri ve işçi grevleri yaygınlaşıyor; güvenlik güçleri bu protestoları sert şekilde bastırıyor. Uzmanlar, İran rejiminin ekonomik çöküşün eşiğinde olduğunu ve bu durumun rejim değişikliği taleplerini güçlendirebileceğini belirtiyor.
Ancak Tahran yönetimi, direniş ekonomisi kavramıyla halkı dayanışmaya çağırıyor. Yaptırımlardan kaçınmak için yasadışı yollarla mal ithal etmeye çalışan tüccarlar ile devlet arasında yolsuzluk vakaları artıyor. Bu kaotik ortam, İran'ın komşularıyla olan ticari ilişkilerine de zarar veriyor; Irak ve Türkiye gibi ülkeler, İran ile ticaretlerinde ABD yaptırımlarına takılmamak için temkinli davranıyor.
Bölgesel Dengeler ve Küresel Enerji Piyasaları
İran'ın ekonomik krizi, sadece iç dinamiklerini değil, tüm Orta Doğu'yu etkileyen bir güç dengesi mücadelesinin parçası. ABD'nin İran'a yönelik baskısı, Suudi Arabistan ve İsrail ile yakın işbirliğini artırırken; Rusya ve Çin ise İran üzerinden ABD'ye karşı bir denge unsuru oluşturuyor. İran'ın zayıflaması, bazı bölgesel aktörler için fırsat, bazıları için ise istikrarsızlık kaynağı anlamına geliyor.
Küresel enerji piyasalarında, İran'ın ihracatındaki düşüş, ham petrol fiyatlarını yukarı yönlü baskılıyor. OPEC+'nın üretim artışları bu etkiyi kısmen telafi etse de, piyasa hâlâ yaptırım sürecinin ne kadar süreceğine kilitlenmiş durumda. Uzun vadeli belirsizlik, yatırımcıların fosil yakıtlara olan güvenini azaltıyor ve yenilenebilir enerji teknolojilerine geçişi hızlandırıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran'daki ekonomik çalkantı, Türkiye için hem risk hem fırsat içeriyor. Ankara'nın Tahran ile enerji bağımlılığı, yaptırımlar nedeniyle zaten kırılgan; bu süreç, doğal gaz ve petrol ithalatını daha da pahalı hale getirebilir. Öte yandan, Türk şirketleri İran pazarındaki bazı boşlukları doldurma şansı yakalayabilir, ancak ABD'nin ikincil yaptırım tehdidi bu ticari fırsatı sınırlıyor. Bölgesel istikrarsızlığın artması, sınır güvenliği ve göç akınları açısından Türkiye için tehdit oluşturuyor. Ankara'nın, hem ABD ile ilişkilerini dengeleyen hem de İran'ın tamamen çöküşünü önleyecek bir diplomasi izlemesi kritik önem taşıyor.