ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü yaptığı açıklamada, yeni oluşturduğu "Barış Kurulu"nun (Board of Peace) Gazze Şeridi'nde faaliyet gösteren Hamas ve diğer tüm silahlı grupların tamamen silahsızlandırılması ve bölgenin yeniden inşası için "TARİHİ bir anlaşma"ya ulaştığını duyurdu. Trump, anlaşmanın Orta Doğu'da kalıcı barışın önünü açacağını iddia etti. Ancak anlaşmanın ayrıntılarına ilişkin henüz resmi bir metin paylaşılmazken, bölgesel aktörlerden ve uluslararası toplumdan temkinli tepkiler geldi.
Anlaşmanın İçeriği ve Tarafların Tutumu
Beyaz Saray'dan yapılan yazılı açıklamada, Barış Kurulu'nun haftalardır süren yoğun müzakereler sonucunda taraflarla mutabakat sağladığı belirtildi. Açıklamaya göre anlaşma, Hamas'ın elindeki tüm silahların uluslararası gözetim altında toplanmasını, güvenlik reformlarını ve Gazze'nin altyapısının yeniden inşası için çok uluslu bir finansman mekanizmasını içeriyor. Trump, "Bu, Orta Doğu'nun kaderini değiştirecek bir adım. Artık kan dökülmeyecek, çocuklar okula gidecek, ekonomik refah başlayacak" ifadelerini kullandı.
Ancak Hamas yönetiminden henüz resmi bir açıklama gelmedi. Bölgedeki diplomatik kaynaklar, Hamas'ın tamamen silahsızlandırılmayı reddettiğini, bu tür bir talebi kabul etmesinin siyasi varlığını sona erdireceğini düşündüğünü aktarıyor. İsrail hükümeti ise anlaşmaya temkinli yaklaşarak, 'kağıt üzerindeki sözlerin değil, sahadaki gerçekliğin önemli olduğunu' ve İsrail'in güvenliğini tehdit eden herhangi bir yapılanmaya müsamaha gösterilmeyeceğini vurguladı.
Uzmanlara göre Trump'ın 'Barış Kurulu' olarak adlandırdığı yapı, doğrudan başkanlık ofisine bağlı, resmi diplomatik misyonu olmayan bir danışma organı niteliğinde. Bu kurulun, Orta Doğu'da taraflarla doğrudan müzakere yetkisinin bulunup bulunmadığı belirsiz. Geçmişte de benzer girişimlerin, özellikle de İbrahim Anlaşmaları'nın, taraflar arasında kalıcı barış sağlamada yetersiz kaldığı biliniyor.
Bölgesel ve Küresel Tepkiler
Bölge ülkeleri anlaşmaya farklı tepkiler veriyor. Mısır ve Ürdün, Gazze'de sükunetin sağlanmasına yönelik çabaları desteklediklerini ancak Filistin halkının meşru temsilcileriyle kapsayıcı bir siyasi süreç yürütülmesi gerektiğini belirtti. Suudi Arabistan ise, Filistin devletinin kurulmasına yönelik net bir yol haritası olmadan yapılan düzenlemelerin kalıcı barış getirmeyeceğini vurguladı. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri António Guterres, bölgede akan kanın durmasının memnuniyet verici olduğunu, ancak anlaşmanın uluslararası hukuka ve BM kararlarına uygun olması gerektiğini söyledi.
ABD'de ise anlaşma, iç siyasi tartışmaların da konusu haline geldi. Demokratlar, Trump yönetiminin Orta Doğu politikasını şeffaf olmamakla eleştirirken, bazı Cumhuriyetçiler anlaşmayı başkanın diplomatik başarısı olarak lanse etti. Öte yandan, İran ve desteklediği gruplar, anlaşmanın ABD'nin bölgedeki çıkarlarına hizmet ettiğini ve Hamas üzerinde baskı kurma amacı taşıdığını savundu.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin Orta Doğu politikası ve bölgesel güvenliği açısından yakından izlenmesi gereken bir nitelik taşıyor. Türkiye, geçmişten bu yana Filistin davasının ve Gazze'nin yeniden inşasının en güçlü destekçilerinden biri olmuştur. Olası bir silahsızlandırma ve yeniden inşa süreci, Türkiye'nin bölgedeki nüfuzunu artırabileceği gibi, Hamas'ın tasfiyesiyle sonuçlanacak bir düzenlemeyi de kabul edilemez bulmaktadır. Ankara'nın, Filistin'in meşru haklarını koruyan ve bölgesel istikrarı gözeten bir çözümden yana olduğu biliniyor. Ayrıca, anlaşmanın uygulanabilirliği, Gazze'deki insani krizin çözümü ve Türkiye'nin bu süreçteki rolü, önümüzdeki günlerde Türk dış politikasının önemli gündem maddelerinden biri olacaktır.