Eski ABD Başkanı Donald Trump'ın Adalet Bakanlığı'nda gerçekleştirdiği köklü dönüşüm, siyasi kovuşturmaların ötesine geçerek kurumun işleyişini temelden değiştirdi. Uzmanlara göre, bu dönüşümün etkileri sonraki başkanlık dönemlerinde bile kolayca tersine çevrilemeyecek. Trump, görev süresi boyunca Bakanlığı kişisel ve siyasi çıkarları doğrultusunda kullanmakla suçlanırken, kurum içinde yapılan atamalar ve prosedür değişiklikleri kalıcı bir etki yarattı. Özellikle siyasi muhaliflere yönelik başlatılan soruşturmalar, bağımsız yargı ve hukukun üstünlüğü konusunda endişelere yol açtı. Bu süreçte, Bakanlık içindeki siyasi atamaların sayısı artarken, kariyer memurlarının yetkileri kısıtlandı ve karar alma mekanizmaları merkezileştirildi.
Siyasi kovuşturmalar ve kurumsal kırılma
Trump döneminde Adalet Bakanlığı, tarihte eşi benzeri görülmemiş şekilde doğrudan siyasi amaçlarla kullanıldı. Örneğin, eski FBI Direktörü James Comey'nin görevden alınması ve ardından açılan soruşturmalar, kurumun bağımsızlığına gölge düşürdü. Bununla birlikte, Trump'ın kendisine yakın isimleri kritik pozisyonlara ataması, Bakanlık içinde bir sadakat kültürü oluşturdu. Eski başsavcılar William Barr ve Jeff Sessions gibi isimler, Trump'ın politikalarını uygulamakta tereddüt etmediler. Bu durum, Bakanlığın geleneksel olarak siyaset dışı kalma ilkesine aykırıydı.
Kurum içinde yapılan düzenlemeler, özellikle soruşturma başlatma ve kovuşturma kararlarının siyasi atanmışlara devredilmesini sağladı. Bu da, sıradan kariyer savcılarının yetkilerini önemli ölçüde azalttı. Ayrıca, Bakanlığın Seçim Suçları Şubesi gibi birimlerin siyasi müdahaleye açık hale gelmesi, seçim güvenliği konusunda da endişeler yarattı.
Kalıcı bir miras mı?
Trump sonrası dönemde Başkan Joe Biden yönetimi, Adalet Bakanlığı'nı eski haline döndürmek için adımlar atmaya çalıştı ancak bu kolay olmadı. Trump yanlısı grupların kurum içinde hâlâ etkili olması, reform çabalarını yavaşlatıyor. Ayrıca, bazı hukuki düzenlemelerin geri alınması için Kongre'den geçirilmesi gerekiyor ve bu da siyasi bir mücadele anlamına geliyor. Uzmanlar, Trump'ın yarattığı kurumsal hasarın on yıllar sürebileceğini ve Bakanlığın bağımsızlığının tam olarak geri kazanılamayabileceğini belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, ABD'deki bu gelişmeleri yakından takip etmektedir. ABD Adalet Bakanlığı'nın siyasallaşması, Türkiye-Amerikan ilişkilerinde hukuki süreçlerin öngörülemez hale gelmesine yol açabilir. Özellikle FETÖ ve PKK/YPG konularında yürütülen takipteki davalar, bu dönüşümden etkilenebilir. Ayrıca, ABD'de hukukun üstünlüğünün zayıflaması, küresel demokratik normlar açısından olumsuz bir örnek teşkil etmektedir. Türkiye, bağımsız ve tarafsız yargıya dayalı bir uluslararası düzenin önemini vurgularken, ABD'deki bu durum çifte standart eleştirilerini güçlendirebilir.