ABD Başkanı Donald Trump, İran'ın Pickaxe Mountain (Kazma Dağı) olarak bilinen ve yeraltına inşa edilmiş nükleer tesisini yakın zamanda vurabileceklerini açıkladı. Trump'ın bu sözleri, Washington ile Tahran arasında nükleer program kaynaklı gerilimin yeniden tırmandığı bir dönemde geldi. Açıklama, İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini derinleştirmesi ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) ile işbirliğinin sınırlı kalması sonrası yapıldı. Trump, askeri seçeneğin masada olduğunu yinelerken, kesin bir tarih vermekten kaçındı.
Gelişmenin Arka Planı
Pickaxe Mountain, İran'ın başkenti Tahran'ın güneyinde, Kum yakınlarında yer alan ve uydu görüntülerinde tespit edilen bir yeraltı tesisidir. İran, burada nükleer santral inşa ettiğini savunurken, Batılı istihbarat kaynakları tesisin gizli uranyum zenginleştirme amaçlı kullanılabileceğini öne sürüyor. İsrail ve ABD, İran'ın nükleer silah edinmesini kırmızı çizgi olarak tanımlıyor. Trump yönetimi, 2018'de Kapsamlı Ortak Eylem Planı'ndan (JCPOA) çekilmiş ve yaptırımları yeniden uygulamaya koymuştu. Son aylarda İran, zenginleştirilmiş uranyum stokunu artırdığını ve %60 saflık seviyesine ulaştığını duyurdu. Bu gelişmeler, diplomatik çözüm umutlarını zayıflatırken askeri seçenek tartışmalarını güçlendirdi.
Trump'ın açıklaması, İran'ın bölgedeki vekil güçleri üzerinden artan etkinliği ve Hürmüz Boğazı'ndaki petrol sevkiyatına yönelik tehditleriyle aynı döneme denk geldi. ABD, bölgeye ek askeri varlık konuşlandırdı; uçak gemisi grupları ve stratejik bombardıman uçakları Körfez'de konumlandırıldı. İran ise ABD üslerini ve İsrail'i hedef alabileceği uyarısında bulundu. Taraflar arasındaki karşılıklı restleşme, Orta Doğu'da yeni bir çatışma riskini artırıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Olası bir ABD saldırısı, sadece İran'ın nükleer programını değil, bölgesel güç dengelerini de derinden etkiler. İran, saldırıya karşılık olarak Hürmüz Boğazı'nı kapatabilir; bu durumda küresel petrol fiyatları hızla yükselir ve dünya ekonomisi olumsuz etkilenir. Ayrıca İran'ın Lübnan Hizbullahı, Irak'taki Şii milisler ve Yemen'deki Husiler aracılığıyla misilleme yapması beklenir. Bu da İsrail, Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerini doğrudan hedef haline getirir. Rusya ve Çin, ABD'nin tek taraflı askeri müdahalesine karşı çıkarak diplomatik çözüm çağrısı yapabilir. Avrupa Birliği ise yeni bir göç dalgası ve enerji kriziyle karşı karşıya kalabilir. BM Güvenlik Konseyi'nde olası bir oylama, büyük güçler arasında yeni bir gerilim hattı oluşturur.
Trump'ın açıklaması, aynı zamanda seçim dönemine denk geldiği için iç politikada da yankı buluyor. Cumhuriyetçi taban, İran'a karşı sert tutumu desteklerken, Demokratlar olası bir savaşın maliyetine dikkat çekiyor. Beyaz Saray'dan yapılan ek açıklamada, tüm seçeneklerin masada olduğu ancak önceliğin diplomasi olduğu belirtildi. Ancak Tahran'dan gelen ilk tepkiler, ABD'nin herhangi bir saldırısına "sert ve acı verici" karşılık verileceği yönünde oldu.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran ile 560 kilometrelik ortak sınırı, enerji bağımlılığı ve bölgesel istikrar açısından bu gerilimden doğrudan etkilenir. Olası bir ABD saldırısı, Türkiye'nin doğu sınırında güvenlik risklerini artırır; İran'dan gelebilecek mülteci akını ve Kürt grupların hareketlenmesi Ankara'yı zorlar. Ayrıca Türkiye, İran doğalgazına önemli ölçüde bağımlı olduğundan, savaş hali enerji arzında kesintiye yol açabilir. Türkiye'nin denge politikası, hem NATO müttefiki ABD ile ilişkileri hem de komşusu İran ile diyaloğu sürdürmeyi gerektiriyor. Bu nedenle Ankara, diplomatik çözüm için aktif rol oynamaya çalışacaktır.