ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, dün Seattle’a federal savcı olarak atanan Roger Rogoff’ı, göreve başlamasından sadece 54 dakika sonra işten çıkardı. Rogoff, 2018’den beri Seattle Bölge Savcılığı’nı yürüten Brian T. Moran’ın istifasının ardından geçici olarak atanmıştı. Trump yönetiminin bu hamlesi, federal savcıların bağımsızlığı konusunda yeni tartışmalara yol açtı.
Gelişmenin arka planı
Roger Rogoff, Seattle’da uzun yıllardır savcılık yapan deneyimli bir hukukçuydu. Adalet Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, Rogoff’ın görevden alınmasının “rutin bir yönetim değişikliği” olduğu belirtildi. Ancak bu kadar kısa bir süre içinde işten çıkarma kararı, Washington’da şaşkınlık yarattı. Bazı hukuk uzmanları, bu durumun Trump yönetiminin federal savcıları siyasi amaçlarla kullanma eğiliminin bir yansıması olduğunu ifade ediyor.
Seattle Bölge Savcılığı, özellikle teknoloji şirketlerine yönelik antitröst davaları ve çevre suçlarıyla biliniyor. Rogoff’ın bu tür davalardaki deneyimi, atanmasının ardından kısa sürede işten çıkarılmasını daha da dikkat çekici hale getiriyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Bu olay, ABD’de yargı bağımsızlığı konusundaki endişeleri yeniden gündeme taşıdı. Trump yönetimi, daha önce de birçok federal savcıyı görevden almış ve Adalet Bakanlığı’nı siyasi hedefler doğrultusunda yönlendirmekle suçlanmıştı. Rogoff’ın işten çıkarılması, özellikle Washington eyaletinde tepki çekti. Eyalet Başsavcısı Bob Ferguson, bu kararı “yargıya siyasi müdahale” olarak nitelendirdi.
Uluslararası boyutta ise bu tür gelişmeler, ABD’nin hukukun üstünlüğü konusundaki imajını zedeliyor. Türkiye gibi ülkelerde, ABD’nin yargı bağımsızlığı konusunda çifte standart uyguladığı algısını güçlendiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, ABD’de yargı bağımsızlığının siyasi müdahalelere ne kadar açık olduğunu göstermesi bakımından önemlidir. Türkiye, ABD’nin kendi iç işlerinde yargıya müdahale ettiğini sık sık dile getirirken, bu tür vakalar Türk kamuoyunda ABD’nin hukuk standartlarına yönelik eleştirileri haklı çıkarabilir. Ancak doğrudan Türkiye’yi ilgilendiren bir boyutu bulunmamaktadır; bu daha çok ABD’nin iç politikasına dair bir olaydır.