Eski ABD Başkanı Donald Trump, Cumhuriyetçi Parti'nin 2026 ara seçimlerini kazanması halinde seçmenlere 5.000 dolarlık doğrudan ödeme yapma sözü verdi. Trump'ın açıklaması, toplam maliyeti 1,3 trilyon doları bulabilecek devasa bir bütçe taahhüdü anlamına geliyor. Ülkenin ulusal borcu halihazırda 40 trilyon dolarla tarihi bir zirvede bulunuyor. Ekonomistler, vaadin finansmanı konusunda ciddi soru işaretleri dile getiriyor.
Vaadin Arka Planı ve Ekonomik Yansımaları
Trump'ın önerisi, pandemi döneminde uygulanan doğrudan nakit transferlerini anımsatıyor. Ancak o dönemdeki ödemeler, eşi benzeri görülmemiş bir küresel sağlık krizi ve ekonomik kapanma ile mücadele için acil bir önlem olarak sunulmuştu. Şimdi ise benzer bir teşvik, bir seçim vaadi olarak gündeme geliyor. Vaat, federal bütçe üzerinde kalıcı bir yük oluşturma riski taşıyor.
ABD federal bütçe açığı son yıllarda hızla büyüdü. Kongre Bütçe Ofisi'nin verilerine göre, faiz ödemeleri bile yıllık savunma bütçesini aşma noktasına geldi. Mevcut borç yükü, yeni bir 1,3 trilyon dolarlık harcama paketini finanse etmek için ya vergi artışını ya da daha fazla borçlanmayı gerektiriyor. Trump'ın ekibi ise finansmanın ekonomik büyüme ve ithalat vergileriyle sağlanacağını savunuyor.
Ancak bağımsız ekonomistler bu senaryoya şüpheyle yaklaşıyor. Büyüme rakamlarının bu denli büyük bir transferi karşılamasının zor olduğu belirtiliyor. Ayrıca, doğrudan nakit ödemelerin enflasyonu yeniden tetikleyebileceği ve Fed'in faiz politikasını zorlaştırabileceği ifade ediliyor.
Seçim Stratejisi ve Siyasi Hesaplar
Trump'ın açıklaması, 2026 ara seçimlerine yönelik bir kampanya hamlesi olarak değerlendiriliyor. Cumhuriyetçi tabanı harekete geçirmeyi ve ekonomik hoşnutsuzluğu seçim sandığına taşımayı hedefliyor. Benzer popülist ekonomik vaatler, geçmişte de seçim dönemlerinde gündeme gelmişti.
Demokratlar ise vaadi "sorumluluktan uzak" ve "ekonomik istikrarı tehdit eden" bir adım olarak nitelendirdi. Beyaz Saray'dan yapılan açıklamada, bu tür ödemelerin enflasyonu körükleyeceği ve orta sınıfın alım gücünü zayıflatacağı savunuldu. Ancak Trump, sosyal medya üzerinden yaptığı paylaşımlarda vaadini yineleyerek, "Amerikan halkı bu parayı hak ediyor" mesajını verdi.
Seçim anketleri, ekonomiyi seçmenlerin en önemli önceliği olarak gösteriyor. Bu nedenle her iki parti de ekonomik vaatlerini ön plana çıkarıyor. Trump'ın önerisi, Cumhuriyetçi seçmen nezdinde olumlu karşılanabilir; fakat bağımsız seçmenler ve mali muhafazakarlar arasında bölünmeye yol açabilir.
Bölgesel ve Küresel Boyut
ABD'deki bu tür bir mali genişleme, küresel piyasaları da yakından ilgilendiriyor. Dünyanın en büyük ekonomisinde uygulanacak bir teşvik paketi, tahvil faizlerini yükseltebilir ve gelişmekte olan ülkelere sermaye akışını etkileyebilir. Doların değeri ve küresel enflasyon beklentileri de bu gelişmeden doğrudan etkilenebilir.
Uluslararası Para Fonu ve Dünya Bankası gibi kurumlar, ABD'nin borç sürdürülebilirliğini yakından izliyor. 40 trilyon dolarlık borç, küresel finansal sistem için bir risk unsuru olarak görülüyor. Yeni bir borç dalgası, uluslararası yatırımcıların ABD tahvillerine olan güvenini sarsabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'deki olası bir mali genişleme, Türkiye ekonomisi için dolaylı da olsa önemli sonuçlar doğurabilir. Doların küresel değer kazanması, TL üzerinde ek baskı yaratabilir ve ithalat maliyetlerini artırabilir. Ayrıca, ABD tahvil faizlerindeki yükseliş, gelişmekte olan piyasalardan sermaye çıkışını hızlandırarak Türkiye'nin dış finansman ihtiyacını zorlaştırabilir. Öte yandan, ABD'nin iç talebi canlandırması, Türkiye'nin ABD'ye olan ihracatını kısmen destekleyebilir. Ancak genel tablo, küresel risk iştahı açısından temkinli bir yaklaşımı gerektiriyor.