Eski ABD Başkanı Donald Trump, 11 Eylül 2001 saldırılarının yıl dönümünde yaptığı açıklamada, saldırıların hemen ardından iki itfaiyecinin kendisini fiziksel olarak kaldırıp güvenli bir bölgeye taşıdığını öne sürdü. Trump, "İki itfaiyeci beni kucaklayıp oradan çıkardı. Dengesiz bir binanın yanındaydım" dedi. Ancak kamuya açık kayıtlar ve tanık ifadeleri, Trump'ın 11 Eylül günü olay yerinde olmadığını, saldırılardan bir gün sonra bölgeye gittiğini gösteriyor. Bu iddia, Trump'ın 11 Eylül anlatısını kişisel kahramanlık hikâyesine dönüştürme çabasının son örneği olarak değerlendiriliyor.
11 Eylül'de Trump'ın gerçek rolü neydi?
Donald Trump, 11 Eylül 2001'de New York'ta bulunuyordu. Saldırılar sabah saatlerinde gerçekleştiğinde Trump, Manhattan'da kendi ofisindeydi. O gün telefonla çeşitli televizyon programlarına bağlanarak saldırıları yorumladı. Ancak Dünya Ticaret Merkezi'nin bulunduğu bölgeye gitmedi. Ertesi gün, 12 Eylül'de, o dönemki New York Belediye Başkanı Rudy Giuliani ve diğer yetkililerle birlikte bölgeyi ziyaret etti. Ziyaret sırasında enkaz alanında incelemelerde bulundu ve itfaiyecilerle görüştü.
Trump'ın iddia ettiği gibi iki itfaiyecinin kendisini taşıdığına dair hiçbir görgü tanığı, video kaydı veya resmi rapor bulunmuyor. Aksine, o gün bölgede görev yapan itfaiyeciler, Trump'ın olay yerine gelmediğini defalarca belirtti. Trump'ın 2016 başkanlık kampanyası sırasında da benzer bir iddiayı dile getirdiği, ancak o dönemde de kanıt sunamadığı biliniyor. Trump, 2016'daki bir mitingde "11 Eylül'de oradaydım, itfaiyeciler beni gördü" demiş, fakat bu ifade o dönemde de yalanlanmıştı.
Trump'ın 11 Eylül ile ilgili anlatıları sadece bununla sınırlı değil. 2015'te yaptığı bir açıklamada, "11 Eylül saldırıları benim binamda gerçekleşti" gibi gerçek dışı bir ifade kullanmıştı. Ayrıca, saldırılar sonrası temizlik çalışmalarına katılan işçilere yönelik destek fonlarını yöneten kuruluşlara yaptığı bağışlarla ilgili abartılı beyanlarda bulunmuştu. New York Başsavcılığı, Trump Vakfı'nın 11 Eylül ile bağlantılı bağışları usulsüz kullandığını tespit etmiş ve vakıf 2018'de kapatılmıştı.
11 Eylül anlatısının siyasi kullanımı
11 Eylül saldırıları, ABD siyasetinde derin bir travma ve ulusal güvenlik söyleminin temel taşıdır. Siyasetçiler sık sık bu olayı referans alarak kendi politikalarını meşrulaştırmaya çalışır. Trump da bu eğilimin bir parçası olarak, 11 Eylül'ü kendi kişisel markasıyla ilişkilendirme çabasını sürdürüyor. Ancak bu tür abartılı iddialar, gerçek mağdurların ve kurtarma ekiplerinin anısına saygısızlık olarak görülüyor.
Uzmanlar, Trump'ın bu tür anlatıları sık sık tekrarlamasının, destekçi tabanında bir "kahramanlık" imajı yaratma amacı taşıdığını belirtiyor. 11 Eylül'de bölgede bulunan itfaiyeciler, polisler ve diğer acil müdahale ekipleri, gerçek kahramanlar olarak kabul ediliyor. Trump'ın iddiaları, bu kahramanlık anlatısını kendine mal etme girişimi olarak yorumlanıyor. Öte yandan, Trump'ın 11 Eylül sonrası dönemdeki iş dünyasındaki rolü de tartışmalı. O dönemde Wall Street'teki ofisleri etkilenmiş, ancak kendi binası doğrudan saldırıya uğramamıştı.
Bölgesel ve küresel boyut
11 Eylül saldırıları, sadece ABD'yi değil, küresel güvenlik mimarisini de dönüştürdü. Afganistan ve Irak işgalleri, terörle mücadele adı altında yeni savaşlara yol açtı. Trump'ın bu konudaki iddiaları, ABD'nin dış politikasında 11 Eylül'ün nasıl araçsallaştırıldığının bir göstergesi. Ayrıca, 11 Eylül sonrası dönemde Müslüman karşıtı ayrımcılık ve gözetim programları artmış, bu da küresel ölçekte insan hakları ihlallerine neden olmuştu.
Trump'ın başkanlığı döneminde "Müslüman yasağı" olarak bilinen seyahat kısıtlamaları, 11 Eylül sonrası güvenlik söyleminin bir uzantısıydı. Bu tür politikalar, Türkiye dahil birçok ülkeyi doğrudan etkiledi. Türkiye, 11 Eylül sonrası dönemde ABD ile ilişkilerini dengelemeye çalışırken, bir yandan da kendi güvenlik endişelerini dile getirdi. Trump'ın 11 Eylül iddiaları, ABD iç siyasetinin bir yansıması olsa da, küresel algıda ABD'nin güvenilirliğini zedeleyebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Trump'ın 11 Eylül iddiaları, doğrudan Türkiye'yi ilgilendirmese de, ABD iç siyasetindeki kutuplaşmanın boyutunu göstermesi açısından önemli. Türkiye, 11 Eylül sonrası dönemde ABD ile stratejik ortaklığını sürdürürken, Afganistan ve Irak savaşlarının bölgesel istikrarsızlığa yol açmasından olumsuz etkilendi. Trump'ın gerçek dışı anlatıları, ABD'nin uluslararası alandaki itibarını zayıflatarak, Türkiye gibi müttefiklerin güvenini sarsabilir. Ayrıca, 11 Eylül sonrası artan İslamofobi, Türkiye'nin Batı ile ilişkilerinde hassas bir konu olmaya devam ediyor. Türk dış politikası açısından, ABD'deki siyasi istikrarsızlık ve popülist söylemler, ikili ilişkilerde belirsizlik yaratıyor.