Tibetli aktivistler, Çin Devlet Başkanı Xi Jinping'in Washington ziyareti sırasında düzenledikleri gösterilerle, Çin'in Tibet ve diğer azınlık bölgelerinde uyguladığı 'etnik birlik yasası' ve insan hakları ihlallerine dikkat çekti. Organizatörlerin tahminlerine göre, başkentte binlerce kişi bir araya gelerek Çin yönetiminin politikalarını protesto etti.
Protestoların Arka Planı ve Etnik Birlik Yasası
Çin hükümeti tarafından 2021 yılında kabul edilen 'etnik birlik yasası', resmi olarak tüm etnik gruplar arasında uyumu teşvik etmeyi amaçlıyor. Ancak Tibetli aktivistler ve uluslararası insan hakları örgütleri, yasanın Tibetliler, Uygurlar ve diğer azınlıkların kültürel kimliklerini, dillerini ve dinlerini baskı altına almak için bir araç olarak kullanıldığını savunuyor. Yasa, azınlık bölgelerinde Çin Komünist Partisi'nin kontrolünü daha da sıkılaştırma ve ayrılıkçı hareketleri bastırma amacı taşıyor.
Protestocular, Xi Jinping'in Washington ziyaretini fırsat bilerek, uluslararası toplumun dikkatini Tibet'te yaşanan insan hakları ihlallerine çekmeyi hedefledi. Gösterilerde taşınan pankartlarda 'Tibet'e özgürlük', 'Etnik birlik yasasını durdurun' ve 'İnsan haklarına saygı' gibi sloganlar yer aldı. Aktivistler, Çin'in Tibet'te uyguladığı politikaların Birleşmiş Milletler tarafından da eleştirildiğini hatırlattı.
Washington'daki protestoların organizatörleri, gösterilere binlerce kişinin katıldığını ve bunun son yıllardaki en büyük Tibet yanlısı eylemlerden biri olduğunu belirtti. Katılımcılar arasında Tibet diasporasından temsilciler, insan hakları savunucuları ve çeşitli sivil toplum kuruluşlarının üyeleri bulunuyordu. Polis, gösterilerin barışçıl geçtiğini ve herhangi bir olumsuzluk yaşanmadığını açıkladı.
Çin hükümeti ise protestoları 'azınlık grupların kışkırtması' olarak nitelendirerek reddetti. Çin Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, Tibet'in Çin'in ayrılmaz bir parçası olduğunu ve 'etnik birlik yasası'nın tüm etnik grupların haklarını koruduğunu savundu. Sözcü, uluslararası toplumu Çin'in iç işlerine karışmamaya çağırdı.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Tibet meselesi, uzun yıllardır Çin ile Batı ülkeleri arasında gerilim kaynağı olmayı sürdürüyor. ABD, Avrupa Birliği ve bazı Asya ülkeleri, Çin'in Tibet'teki politikalarını insan hakları ihlali olarak değerlendiriyor ve zaman zaman yaptırım tehditleriyle gündeme getiriyor. Çin ise bu eleştirileri 'iç işlerine müdahale' olarak nitelendiriyor ve kararlılıkla reddediyor.
Xi Jinping'in Washington ziyareti, ABD-Çin ilişkilerinde kritik bir dönemeçte gerçekleşiyor. İki ülke arasında ticaret savaşları, teknoloji rekabeti ve Tayvan meselesi gibi birçok anlaşmazlık bulunuyor. Tibet protestoları, bu ziyaret sırasında insan hakları konularının da masada olduğunu gösteriyor. ABD yönetimi, ziyaret öncesinde Tibet ve Uygur meselesini dile getireceğini ima etmişti.
Uluslararası kamuoyunda Tibet davası, özellikle 1950'lerden bu yana Çin'in bölgeyi ilhak etmesi ve Dalay Lama'nın sürgünde olmasıyla sembolleşmiş durumda. Tibetliler, kültürel ve dini özgürlüklerinin kısıtlandığını, Çin'in bölgeye yoğun göçü teşvik ettiğini ve geleneksel yaşam tarzlarını yok ettiğini belirtiyor. Çin ise Tibet'e yaptığı altyapı yatırımları ve ekonomik kalkınma ile bölgenin refahını artırdığını öne sürüyor.
Protestoların bir diğer önemli boyutu da, Çin'in 'etnik birlik yasası'nın sadece Tibet'i değil, Sincan bölgesindeki Uygurları da etkilemesi. Yasa, Uygur kültürüne yönelik baskılar, zorla çalıştırma kampları iddiaları ve dini özgürlüklerin kısıtlanması gibi konularla birlikte anılıyor. Batılı ülkeler, Çin'e karşı bu konularda ortak tavır almaya çalışıyor.
Öte yandan, Çin'in ekonomik gücü ve küresel tedarik zincirlerindeki merkezi konumu, birçok ülkenin insan hakları ihlallerine rağmen Çin ile ilişkilerini sürdürmesine neden oluyor. Bu durum, Tibetli aktivistlerin uluslararası alanda istediği desteği bulmasını zorlaştırıyor. Ancak son yıllarda ABD ve AB'nin Çin'e yönelik insan hakları yaptırımları, konunun giderek daha fazla gündeme geldiğini gösteriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, resmi olarak 'Tek Çin' politikasını destekliyor ve Tibet'in Çin'in bir parçası olduğunu kabul ediyor. Ancak Türkiye, aynı zamanda Türk dünyası ile kültürel ve tarihi bağları olan bir ülke olarak, Çin'in Sincan bölgesindeki Uygur Türklerine yönelik politikalarını yakından takip ediyor. Tibet protestoları, Çin'in azınlık politikalarına yönelik uluslararası eleştirilerin bir parçası olarak Türkiye'de de yankı bulabilir. Türkiye-Çin ilişkileri ekonomik işbirliği ve Kuşak-Yol projesi ekseninde ilerlerken, insan hakları konuları zaman zaman gerilim yaratıyor. Türkiye'nin denge politikası, hem Çin ile ilişkileri korumayı hem de Türk dünyasının haklarını savunmayı gerektiriyor. Bu protestolar, Türkiye'nin Çin'e yönelik politikasında insan hakları boyutunun önemini bir kez daha ortaya koyuyor.