İngiltere Çevre Bakanı Steve Reed'in borç kriziyle boğuşan Thames Water'a yönelik olası müdahalesi, ülkenin en büyük su ve atık su şirketinin hükümet kontrolü altına alınabileceği ihtimalini gündeme taşıdı. 16 milyon müşteriye hizmet veren Thames Water, yaklaşık 15 milyar sterlinlik borç yüküyle iflasın eşiğinde. Bakan Reed, şirketin özel sektörde kalmasını tercih ettiğini ancak gerekirse özel yönetim rejimi (SAR) adı verilen bir kamulaştırma sürecini başlatmaya hazır olduğunu açıkladı. Bu adım, su hizmetlerinin kesintisiz devam etmesini ve krizin sistematik bir çöküşe yol açmasını önlemeyi hedefliyor.
Gelişmenin arka planı
Thames Water, özelleştirilmiş İngiliz su piyasasının en büyük oyuncusu. 1989'da Margaret Thatcher hükümeti tarafından özelleştirilen şirket, yıllar içinde altyapı yatırımlarını ihmal etmesi, çevre kirliliği skandalları ve yöneticilere ödenen yüksek maaşlarla eleştiriliyor. Borçlarının büyük kısmı, şirketin özel sermaye fonları tarafından satın alınması ve temettü ödemeleri için alınan kredilerden kaynaklanıyor. Şirket şu anda, 2023 yılında 1,4 milyar sterlinlik borcun yapılandırılması için hissedarlarla görüşmeler yürütüyor. Ancak görüşmelerde ilerleme sağlanamaması, hükümeti harekete geçmeye zorladı.
İngiltere'de su şirketlerinin kamulaştırılması nadir görülen bir durum. 2000'li yıllardan bu yana sadece birkaç demiryolu işletmesi SAR kapsamına alındı. Thames Water için SAR uygulanması halinde, şirket geçici olarak kamu yönetimine geçecek, mevcut borçlar ödenmeyecek ve yeni bir kamu işletmecisi atanana kadar hizmetler devam edecek. Bu süreçte hükümet, su faturalarında artış veya vergi yükü gibi maliyetlerle karşı karşıya kalabilir. Uzmanlar, kamulaştırmanın 3 ila 5 yıl sürebileceğini ve toplam maliyetin on milyarlarca sterlini bulabileceğini tahmin ediyor.
Bölgesel veya küresel boyut
Thames Water krizi, özelleştirilmiş kamu hizmetlerinin kırılganlığı konusunda uluslararası bir tartışmayı yeniden alevlendirdi. Birleşik Krallık, 1980'lerden bu yana su, enerji ve ulaşım gibi sektörleri özelleştirerek bir model oluşturmuştu. Ancak artan borç yükü, yetersiz altyapı yatırımları ve iklim değişikliğine bağlı su kıtlığı, bu modelin sürdürülebilirliğini sorgulatıyor. Thames Water'ın çöküşü, diğer ülkelerdeki benzer özelleştirme politikalarını da etkileyebilir. Özellikle gelişmekte olan ülkelerde su hizmetlerinin özelleştirilmesi, yabancı yatırım çekme amacıyla yaygın bir uygulama. Thames Water deneyimi, bu tür özelleştirmelerin risklerine dair önemli bir uyarı niteliği taşıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye'de su ve altyapı hizmetleri ağırlıklı olarak belediyeler ve İSKİ, ASKİ gibi kamu kuruluşları tarafından yürütülüyor. Thames Water krizi, özelleştirme yoluyla su hizmetlerinin özel sektöre devredilmesinin potansiyel tehlikelerini gösteriyor. Türkiye'de son yıllarda bazı belediyelerin su hizmetlerinde özel sektör işbirliklerine gitmesi, benzer riskleri gündeme getirebilir. Ayrıca, İngiltere'deki kriz, küresel piyasalarda su altyapısı yatırımlarının yeniden değerlendirilmesine yol açabilir; bu da Türkiye'nin uluslararası yatırım çekme stratejilerini etkileyebilir. Türkiye'nin su yönetiminde kamu kontrollü modeli sürdürmesi, bu tür krizlerden korunmak açısından avantaj sağlıyor.