11 Eylül 2001 saldırılarının üzerinden çeyrek asır geçti. Uluslararası basın, ABD öncülüğündeki "Terörle Savaş"ın bilançosunu ve stratejik sonuçlarını mercek altına alıyor. Birçok yorumcu, Washington'ın El Kaide'nin tuzağına düşerek maliyetli savaşlara sürüklendiğini savunuyor. Bu arada Fransa'da aşırı sağcı Ulusal Birlik (RN) partisi, bir güvenlik yetkilisinin açık ırkçı sözlerinden sıyrılmaya çalışıyor. 25. yıl dönümü, terörle mücadelenin insan hakları, ekonomi ve küresel güvenlik üzerindeki etkilerini yeniden gündeme taşıdı.
Terörle Savaş'ın Arka Planı ve Bilançosu
ABD, 11 Eylül saldırılarının ardından "Terörle Küresel Savaş" doktrinini ilan ederek Afganistan'ı işgal etti (2001) ve 2003'te Irak'ı işgal etti. Bu müdahaleler trilyonlarca dolar maliyet, yüz binlerce sivil ölümü ve bölgesel istikrarsızlık getirdi. El Kaide lideri Usame bin Ladin'in 2011'de Pakistan'da öldürülmesi sembolik bir başarı olsa da örgüt yeni coğrafyalara yayıldı: Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) 2014'te Musul'u ele geçirdi. Uzmanlar, Washington'ın askeri güce aşırı yatırım yaparak yerel dinamikleri ihmal ettiğini, bunun da radikal grupların güçlenmesine yol açtığını belirtiyor. Nitekim ABD 2021'de Afganistan'dan kaotik bir şekilde çekildi; Taliban yönetimi geri döndü. Irak'ta ise istikrar hâlâ sağlanamadı.
Fransa'da Ulusal Birlik'in Irkçılık Sınavı
Fransa'da aşırı sağcı Ulusal Birlik (Rassemblement National) partisi, bir güvenlik yetkilisinin açık ırkçı ifadeleri nedeniyle zor durumda. Parti, 2027 seçimlerine hazırlanırken bu tür skandallarla itibarını korumaya çalışıyor. RN lideri Jordan Bardella ve Marine Le Pen, partinin "de-demonizasyon" stratejisi kapsamında ırkçılıkla arasına mesafe koymaya gayret ediyor. Ancak son olay, partinin içindeki aşırılık yanlısı unsurları yeniden gündeme getirdi. Bu gelişme, Avrupa'da aşırı sağın yükselişi ve göçmen karşıtlığı tartışmalarıyla paralel okunuyor.
Küresel ve Bölgesel Yansımalar
Terörle savaşın mirası, sadece ABD ile sınırlı değil. Avrupa'da güvenlik yasaları sıkılaştı, İslamofobi arttı, mülteci krizi derinleşti. NATO, Afganistan'da 20 yıl boyunca görev yaptı; ittifakın caydırıcılığı sorgulandı. Orta Doğu'da mezhep çatışmaları ve vekalet savaşları yayıldı. Çin ve Rusya, ABD'nin aşırı askeri angajmanını fırsat bilerek nüfuz alanlarını genişletti. Ayrıca drone savaşları ve istihbarat paylaşımı gibi yöntemler uluslararası hukuk tartışmalarını beraberinde getirdi. Bugün birçok ülke, terörle mücadelede askeri çözüm yerine istihbarat, kalkınma ve diplomatik araçlara öncelik veriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, 11 Eylül sonrası dönemde terörle mücadelede hem NATO müttefiki hem de bölgesel aktör olarak kritik bir konumda yer aldı. ABD'nin Irak işgali, PKK/KCK ve DEAŞ ile mücadelede Türkiye'nin sınır güvenliğini derinden etkiledi; Suriye ve Irak'ta oluşan otorite boşluğu terör örgütlerinin yuvalanmasına zemin hazırladı. Türkiye, terörle mücadelede askeri yöntemlerin yanı sıra sosyo-ekonomik ve diplomatik araçlara ağırlık verilmesi gerektiğini savunuyor. Ayrıca Avrupa'daki aşırı sağın yükselişi, Türk ve Müslüman topluluklara yönelik ayrımcılığı artırarak Türkiye'nin Avrupa ile ilişkilerinde yeni gerilimler yaratabilir. Bu nedenle Ankara, Batı ile terörle mücadele ve göç yönetimi konularında işbirliğini sürdürürken, kendi ulusal güvenlik önceliklerini korumaya devam ediyor.