Tennessee, son yıllarda yaşanan yanlış uygulamalar ve botched (hatalı) infazlarla anılmasına rağmen, Perşembe günü 68 yaşındaki David Earl Miller'ı öldürmeye hazırlanıyor. Miller, 1981'de işlediği bir cinayet nedeniyle ölüm cezasına çarptırılmıştı. Bu infaz, Tennessee'nin 2018'de ölümcül enjeksiyon protokolüne geçmesinden bu yana gerçekleştireceği beşinci idam olacak. Ancak eyalet, geçmişteki infazlarda yaşanan sorunlar ve yeni dava süreçleri nedeniyle yoğun eleştirilerin odağında. Perşembe günü ayrıca Teksas ve Alabama da idam planlıyor; bu durum, Amerika Birleşik Devletleri'nde ölüm cezası uygulamasının yeniden tartışılmasına neden oluyor.
Arka Plan ve Tartışmalar
Tennessee'deki infazlar, özellikle 2018'de Edmund Zagorski'nin idamı sırasında yaşananlar nedeniyle büyük yankı uyandırmıştı. Zagorski, infaz öncesi elektrikli sandalyeyi tercih etmiş, ancak eyalet bu talebi reddederek ölümcül enjeksiyon uygulamıştı. İnfaz sırasında Zagorski'nin 20 dakika boyunca nefes almakta zorlandığı ve göğsünün anormal şekilde hareket ettiği görüntüler kamuoyunda infial yaratmıştı. Benzer şekilde, 2019'da Billy Ray Irick'in infazı da sekiz dakika sürmüş ve doktorların müdahalesine rağmen ölüm süreci uzamıştı. Bu olaylar, Tennessee'nin infaz protokolünün acı verici ve insanlık dışı olabileceği yönündeki endişeleri artırmıştı.
David Earl Miller'ın avukatları, müvekkillerinin sağlık sorunları nedeniyle infazın ertelenmesi için federal mahkemeye başvurdu. Miller'ın geçirdiği kalp krizi ve diğer rahatsızlıklar nedeniyle ölümcül enjeksiyonun aşırı acı vereceği iddia ediliyor. Ancak Tennessee Valisi Bill Lee, geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada, infazın gerçekleşeceğini ve hukuki sürecin tamamlandığını belirtti. Bu açıklama, ölüm cezası karşıtı grupların tepkisini çekti. Uluslararası Af Örgütü, konuya ilişkin yaptığı çağrıda, Tennessee'nin infaz planını kınayarak, ölüm cezasının kaldırılması gerektiğini vurguladı.
Öte yandan, Tennessee'nin yanı sıra Teksas ve Alabama da Perşembe günü infaz gerçekleştirmeyi planlıyor. Teksas'ta 61 yaşındaki Robert Sparks, 2007'de işlediği bir cinayet nedeniyle idam edilecek. Alabama'da ise 50 yaşındaki Christopher Price'ın infazı gündemde. Bu üç eyalet, 2021 yılında ABD genelinde gerçekleştirilen 11 idamdan dördünü gerçekleştirmiş durumda. Ölüm cezasına karşı çıkanlar, bu infazların, ceza adalet sistemindeki yapısal sorunları ve ırkçı eğilimleri görmezden geldiğini savunuyor.
Küresel Boyut ve İnsan Hakları
ABD'deki infazlar, uluslararası toplumda da geniş yankı buluyor. Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler, ölüm cezasına karşı çıkan kurumlar arasında yer alıyor. ABD, gelişmiş ülkeler arasında ölüm cezasını uygulamaya devam eden nadir ülkelerden biri olarak dikkat çekiyor. İnsan hakları örgütleri, infazların acımasız ve geri dönüşü olmayan bir ceza olduğunu belirterek, başta deri altı enjeksiyonların kullanıldığı midazolam gibi ilaçların, işkenceye yol açtığını iddia ediyor. Bu bağlamda, Tennessee ve diğer eyaletlerdeki infaz uygulamaları, ABD'nin insan hakları karnesinde kara leke olarak görülüyor.
Öte yandan, ölüm cezasına ilişkin tartışmalar, pandemi döneminde ertelenen infazların yeniden başlamasıyla yoğunlaştı. 2020 yılında federal düzeyde 17 yıl aradan sonra idam uygulanmış, bu durum ülkede geniş tartışmalara yol açmıştı. Başkan Joe Biden yönetimi, federal idamları durdurmayı vaat etmiş ancak eyalet düzeyindeki uygulamalar devam etmektedir. Bu durum, ABD'nin merkezi yönetim ile eyaletler arasındaki otorite çatışmasını da gözler önüne seriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, 2004 yılında ölüm cezasını kaldırmış ve bu konuda uluslararası sözleşmelere taraf olmuştur. ABD'deki infazlar, Türkiye'de insan hakları alanında yapılan reformların önemini bir kez daha ortaya koymaktadır. Ancak Türkiye'nin dış politikada ABD ile ilişkileri, ölüm cezası gibi insan hakları konularında zaman zaman gerginlikler yaşanmasına neden olabilmektedir. Bu gelişme, Türkiye'nin ABD'ye yönelik insan hakları eleştirilerinde elini güçlendirebilecek bir argüman sağlamakla birlikte, iki ülke arasındaki adli işbirliği ve hukuk alanındaki diyalogun da önemini hatırlatmaktadır. Küresel olarak, ölüm cezasının kaldırılması yönündeki eğilim, Türkiye'nin de savunduğu evrensel değerlerle örtüşmektedir.