S&P 500 Endeksi, güçlü bir kazanç sezonunun ardından rekor seviyelere yaklaşırken, Wall Street'te yıl sonu hedefini yükselten stratejistlerin sayısı artıyor. Ancak teknik analistler, endeksin tarihsel olarak en zayıf performansı gösterdiği Eylül ayı öncesinde temkinli bir duruş sergiliyor. Piyasa katılımcıları, Ağustos ayındaki güçlü yükselişin ardından gözlerini kritik direnç seviyelerine ve olası bir geri çekilme sinyallerine çevirmiş durumda.
Kazanç Sezonu Beklentileri Karşıladı, Stratejistler Hedefleri Yükseltiyor
S&P 500 şirketlerinin ikinci çeyrek kazançları, analist beklentilerinin üzerinde gerçekleşti. FactSet verilerine göre, endeksteki şirketlerin %78'i hisse başına kar bazında beklentileri aştı. Bu güçlü performans, ekonomik yavaşlama endişelerine rağmen kurumsal kârlılığın dayanıklılığını ortaya koydu. Özellikle teknoloji ve sağlık sektörlerindeki güçlü sonuçlar, endeksin genel görünümünü destekledi.
Bu tablo, Wall Street stratejistlerinin yıl sonu hedeflerini yukarı yönlü revize etmelerine neden oldu. Örneğin, Goldman Sachs ve Morgan Stanley gibi büyük yatırım bankaları, 2024 sonu için S&P 500 hedeflerini yükseltti. Goldman Sachs ekonomistleri, ABD ekonomisinin resesyondan kaçınacağını ve kurumsal kârların güçlü kalacağını öngörerek hedefini 5.600 puana çıkardı. Morgan Stanley ise hedefini 5.400 puana yükseltti. Bu revizyonlar, piyasa katılımcılarının risk iştahını artırdı ve iyimser bir hava yarattı.
Ancak bu iyimserlik, teknik analistlerin temkinli duruşunu değiştirmiş değil. Uzmanlar, endeksin kritik direnç bölgelerine yaklaştığını ve bu seviyelerin aşılamaması durumunda kâr satışlarının yaşanabileceği uyarısında bulunuyor. S&P 500'ün 5.500 puan civarındaki psikolojik direnci, son haftalarda test edilen ancak aşılamayan önemli bir eşik olarak öne çıkıyor. Teknik göstergelerdeki zayıflama sinyalleri, özellikle göreceli güç endeksi (RSI) ve hareketli ortalamalardaki yavaşlama, dikkatle izleniyor.
Eylül Ayı Tarihsel Zayıflığı ve Makroekonomik Riskler
Eylül ayı, S&P 500 için tarihsel olarak en zayıf ay olma özelliğini taşıyor. Yatırım danışmanlık şirketi CFRA'nın verilerine göre, 1945'ten bu yana Eylül ayında endeks ortalama %0,7 değer kaybetti. Bu dönemde sadece %44 oranında yükseliş kaydedilirken, bu oran diğer aylara göre belirgin şekilde düşük. "Eylül etkisi" olarak bilinen bu fenomen, yatırımcıların yaz aylarının ardından portföylerini yeniden dengelemesi ve fon yöneticilerinin yıl sonu performans kaygılarıyla satışa geçmesiyle açıklanıyor.
Teknik analistlerin temkinli yaklaşımında, Eylül etkisinin yanı sıra bazı makroekonomik riskler de etkili. ABD Merkez Bankası'nın (Fed) faiz politikası, enflasyon verileri ve iş gücü piyasasındaki gelişmeler, piyasaların yönünü belirleyen ana faktörler olmaya devam ediyor. Fed'in Eylül toplantısında faiz indirimine gitmesi durumunda piyasalarda rahatlama yaşanabilir, ancak enflasyonun hedefin üzerinde seyretmesi halinde faizlerin daha uzun süre yüksek kalabileceği endişeleri sürüyor.
ABD'de açıklanan son enflasyon verileri, manşet enflasyonun yavaşladığını ancak çekirdek enflasyonun yapışkan kaldığını gösteriyor. Bu durum, Fed'in bu yıl sadece bir veya iki faiz indirimi yapabileceğine işaret ediyor. Öte yandan, iş gücü piyasasındaki soğuma belirtileri, ekonomik yavaşlamanın habercisi olarak yorumlanabilir. Ağustos ayında açıklanan tarım dışı istihdam verileri, beklentilerin altında kalarak piyasalarda satış baskısı yaratmıştı. Teknik analistler, bu tür verilerin piyasa oynaklığını artırabileceği konusunda uyarıyor.
Jeopolitik riskler de teknik görünümü olumsuz etkileyebilecek faktörler arasında. Orta Doğu'daki çatışmalar, enerji fiyatlarında dalgalanmalara neden olurken, küresel ticaret gerilimleri belirsizliği artırıyor. Özellikle Çin ekonomisindeki yavaşlama, küresel büyüme endişelerini canlı tutuyor. Bu belirsizlikler, yatırımcıların riskli varlıklardan çıkışını hızlandırabilir ve S&P 500'de düzeltme hareketini tetikleyebilir. Teknik analistler, endeksin destek seviyelerini takip ederek, olası bir kırılmanın ardından satış baskısının artabileceğine dikkat çekiyor.
S&P 500'ün 5.400 puan seviyesi, ilk güçlü destek noktası olarak izleniyor. Bu seviyenin altına inilmesi durumunda, 5.250 ve ardından 5.100 puan seviyeleri gündeme gelebilir. Ancak uzmanlar, bu senaryonun gerçekleşmesi için mevcut iyimser havanın bozulması ve satış baskısının artması gerektiğini belirtiyor. Yatırımcıların, özellikle büyük teknoloji hisselerinde yoğunlaşan portföylerinde çeşitlendirme yapmaları ve risk yönetimine dikkat etmeleri öneriliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
S&P 500'deki gelişmeler, küresel risk iştahı üzerinden Türkiye gibi gelişen piyasaları doğrudan etkiliyor. ABD borsalarındaki bir düzeltme, gelişen ülkelere yönelik sermaye akışlarını azaltabilir ve Türk varlıklarına olan talebi olumsuz etkileyebilir. Ancak, Fed'in olası faiz indirimleri gelişen piyasalar için olumlu bir ortam yaratabilir. Türkiye'nin ihracat pazarlarındaki talep koşulları ve finansman ihtiyacı göz önüne alındığında, küresel piyasalardaki istikrar Türk ekonomisi için kritik önemde. Yatırımcıların ve politika yapıcıların, küresel piyasalardaki oynaklığa karşı hazırlıklı olması gerekiyor.