ABD'nin Tayvan politikası, onlarca yıldır 'stratejik belirsizlik' ilkesi üzerine kurulu. Ancak Çin'in askeri ve ekonomik yükselişi, bu belirsizliğin artık sürdürülemez olduğu yönünde tartışmaları beraberinde getiriyor. Son dönemde Amerikalı strateji uzmanları ve siyasetçiler, Washington'un Tayvan konusunda net bir pozisyon alması gerektiğini savunuyor. Çin Devlet Başkanı Şi Cinping'in Tayvan'ı 'tek ülke, iki sistem' modeliyle yeniden birleştirme yönündeki ısrarlı söylemi, bölgede tansiyonu yükseltiyor. ABD Başkanı Joe Biden yönetimi ise zaman zaman Tayvan'a yönelik savunma taahhütlerini yineleyerek belirsizliği kısmen kaldırmış olsa da, resmi politika hala 'bir Çin' ilkesine dayanıyor. Bu ikilem, hem Tayvan'ın güvenliği hem de Asya-Pasifik'teki güç dengesi açısından kritik bir eşikte bulunuyor.
Stratejik Belirsizliğin Kökenleri ve Bugünü
ABD'nin Tayvan politikası, 1979'daki Tayvan İlişkileri Yasası ve aynı yıl Çin Halk Cumhuriyeti ile kurulan diplomatik ilişkiler çerçevesinde şekillendi. Washington, Pekin ile resmi bağlarını sürdürürken, Tayvan'a silah satışı yapmayı ve adanın kendini savunma kapasitesini desteklemeyi de sürdürdü. Bu ikili yaklaşım, 'stratejik belirsizlik' olarak adlandırıldı: ABD, Çin'in Tayvan'a yönelik bir askeri müdahalesi durumunda nasıl bir yanıt vereceğini açıkça taahhüt etmedi, ancak olası bir müdahaleyi de dışlamadı. Bu politika, 40 yılı aşkın süredir bölgede görece bir istikrar sağladı. Ancak son yıllarda Çin'in askeri modernizasyonu ve Tayvan çevresindeki tatbikatları, belirsizliğin caydırıcılık gücünü zayıflattı. Özellikle 2022'de Nancy Pelosi'nin Tayvan ziyareti sonrası Çin'in düzenlediği geniş çaplı tatbikatlar, ABD'nin net bir strateji belirlemesi gerektiğini gösterdi.
ABD içinde iki farklı görüş öne çıkıyor: Bir kesim, Tayvan'a yönelik açık bir güvenlik garantisi verilmesini ve ada ile resmi ilişkilerin güçlendirilmesini savunuyor. Diğer kesim ise provokasyondan kaçınılması ve diplomatik kanalların açık tutulması gerektiğini vurguluyor. Biden yönetimi, Tayvan'a silah sevkiyatını artırdı ve ada ile ekonomik işbirliğini derinleştirdi, ancak bağımsızlık yanlısı bir çizgiye kaymaktan özenle kaçındı. Çin ise her fırsatta Tayvan'ın bağımsızlığının 'kırmızı çizgi' olduğunu ve askeri güç kullanmaktan çekinmeyeceğini yineliyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Tayvan, yarı iletken üretiminde dünya lideri olan TSMC'nin merkezi olması nedeniyle küresel ekonomi için hayati önem taşıyor. Tayvan'da yaşanacak bir kriz, otomotivden savunmaya kadar birçok sektörde tedarik zincirlerini felce uğratabilir. Ayrıca Tayvan Boğazı, dünya ticaretinin önemli bir kısmının geçtiği bir deniz yolu. Asya-Pasifik'te Japonya, Güney Kore, Avustralya gibi ABD müttefikleri, Tayvan'ın güvenliğini kendi güvenlikleriyle ilişkili görüyor. Çin'in Tayvan'a yönelik bir hamlesi, bölgesel bir silahlanma yarışını tetikleyebilir ve ABD'nin bölgedeki ittifak sistemini sarsabilir. Öte yandan, ABD'nin açık bir taahhütte bulunması, Pekin'i daha agresif adımlar atmaya itebilir ve istenmeyen bir çatışmaya yol açabilir. Bu nedenle Washington, caydırıcılık ile provokasyon arasındaki ince çizgiyi yönetmek zorunda.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Tayvan meselesinde resmi olarak 'tek Çin' politikasını destekliyor ve Pekin ile diplomatik ilişkilerini sürdürüyor. Ancak ABD-Çin geriliminin tırmanması, Türkiye'nin hem NATO müttefiki ABD hem de stratejik ortaklarından biri olan Çin arasında denge gözetmesini gerektiriyor. Olası bir Tayvan krizi, küresel tedarik zincirlerini ve enerji fiyatlarını olumsuz etkileyerek Türkiye ekonomisi için risk oluşturur. Ayrıca Türkiye, savunma sanayii ve ticaret açısından Çin ile ilişkilerini derinleştirme arayışında. Bu nedenle Ankara, Tayvan konusunda tarafsız bir tutum sergileyerek taraflarla diyaloğunu korumaya çalışacaktır.