Kral III. George, Amerikan tarih yazımında uzun süredir despot, zalim ve akıl hastası bir hükümdar olarak resmediliyordu. Ancak Britanyalı tarihçi Andrew Roberts'ın yeni kitabı, hükümdarın imajını kökünden değiştirecek iddialar ortaya atıyor. 1760 yılında henüz 22 yaşındayken tahta çıkan George, kıtalararası bir imparatorluğun başına geçmişti. Roberts'a göre, George'un çoğu zaman "deli" olarak nitelendirilen davranışları, aslında modern tıbbın teşhis edemediği bir metabolik hastalığın sonucuydu. Üstelik Amerikan kolonilerine karşı izlediği politikalar da sanıldığı gibi keyfî değil, dönemin şartlarında oldukça mantıklıydı.
Bir Kralın Portresi: Deli mi, Dahi mi?
III. George, 18. yüzyılın en uzun süre tahtta kalan Britanya kralıydı (1760-1820). Amerikan Bağımsızlık Savaşı sırasında kolonilere karşı sert önlemler alması, onu Amerikan tarih kitaplarında "tiran" ilan ettirdi. Bağımsızlık Bildirgesi'nde kendisine "tekrarlanan yaralar ve gasp" suçlaması yöneltildi. Oysa Roberts, George'un aslında anayasal bir hükümdar olduğunu ve parlamentonun onayı olmadan hiçbir karar alamayacağını vurguluyor. Kralın en tartışmalı kararlarından biri olan 1765 Pulu Yasası, aslında Britanya'nın Yedi Yıl Savaşları'ndan kaynaklanan borçlarını kapatmak için alınmış bir önlemdi. Ayrıca George, 1783'te savaşın bitiminden sonra ABD'nin bağımsızlığını tanıyan ilk Avrupalı hükümdar oldu.
Tarihsel Bir Yeniden Değerlendirme
Tarihçiler yıllardır George'un itibarını iade etmeye çalışıyor. Özellikle 1994 yapımı "The Madness of King George" filmi, onun akıl hastalığını popülerleştirmişti. Oysa yeni araştırmalar, George'un muzdarip olduğu hastalığın porfiri (bir tür kan hastalığı) olduğunu ve dönemin tedavi yöntemlerinin durumu daha da kötüleştirdiğini gösteriyor. Roberts, kralın askeri stratejilerinin de dönemin en iyi generalleri tarafından bile onaylandığını belirtiyor. Örneğin, Amerikan kolonilerini cezalandırmak için G. Washington'a karşı uyguladığı "güney stratejisi", askerî açıdan mantıklıydı ancak lojistik sorunlar yüzünden başarısız oldu. George ayrıca sanatın koruyucusuydu ve Kraliyet Sanat Akademisi'ni kurmuştu. Onun döneminde Britanya, Sanayi Devrimi'nin ilk adımlarını attı.
Küresel Yansımalar ve Modern Siyaset
Bu tarihsel revizyonizm, sadece bir kralın imajını düzeltmekle kalmıyor; aynı zamanda modern monarşi anlayışını da sorgulatıyor. Günümüzde Britanya Kraliyet ailesi, siyasî tartışmalardan uzak durmaya çalışırken, III. George'un dönemi, bir kralın ne kadar aktif siyaset yapabileceğinin sınırlarını gösteriyor. Öte yandan, Amerikan Bağımsızlık Savaşı'nın nedeni olarak sadece "kötü bir kral" gösterilmesinin, kolonilerin kendi iç çelişkilerini (örneğin kölelik tartışmaları) gizlediği belirtiliyor. Bu tartışmalar, günümüzde ABD'nin kuruluş mitlerini yeniden sorgulayan akademik çevrelerde de yankı buluyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu tarihsel tartışma doğrudan Türkiye'yi ilgilendirmese de, küresel ölçekte tarih yazımının nesnelliği konusunda önemli bir örnek teşkil ediyor. Türkiye de yakın tarihinde benzer imaj tartışmaları yaşamış bir ülke; örneğin Osmanlı padişahlarının batılı kaynaklarda çarpıtılması. Ayrıca, Amerikan Bağımsızlık Savaşı'nın günümüz uluslararası sistemine etkileri (demokrasi, insan hakları) Türk dış politikasının Batı ittifakı perspektifini anlamak açısından dolaylı da olsa anlamlıdır. Bu tür revizyonist çalışmalar, uluslararası ilişkilerde tarihin nasıl kullanıldığına dair farkındalık yaratıyor.