ABD'nin Afganistan'dan çekilmesinin üzerinden beş yıl geçti. Taliban, ülkenin kontrolünü yeniden ele geçirmesinin ardından uluslararası toplumun büyük ölçüde dışladığı bir yönetim kurdu. Ancak Kabil'deki fiili yönetim, tüm olumsuzluklarına rağmen ortadan kalkmış değil. Bu gerçek, demokratik ülkeler için rahatsız edici bir soruyu gündeme getiriyor: İnsan hakları ihlalleri ve baskıcı uygulamalarıyla bilinen bir rejimle diyalog kurmak, ahlaki açıdan tiksindirici olsa da, uluslararası istikrar ve bölgesel güvenlik için zorunlu olabilir mi? Uzmanlara göre, Afganistan'ı tamamen yalnızlaştırmak, ülkeyi daha da istikrarsızlaştırabilir ve küresel terörizm için yeni bir zemin hazırlayabilir.
Taliban'la Angajmanın Zorunluluğu
2021 yılında ABD ve NATO güçlerinin çekilmesiyle Afganistan'da yönetimi devralan Taliban, uluslararası toplum tarafından resmi olarak tanınmıyor. Birçok ülke, kız çocuklarının eğitim hakkının engellenmesi, kadınların kamusal yaşamdan dışlanması ve gazetecilere yönelik baskılar nedeniyle Taliban yönetimini meşru görmüyor. Ancak bu duruş, sahadaki gerçekleri değiştirmiyor. Taliban, ülkenin fiili yönetimi olarak günlük yaşamı kontrol ediyor, sınır kapılarını elinde tutuyor ve milyonlarca Afganın kaderini belirliyor.
Beş yıllık süreç, Taliban'ın iktidardan uzaklaştırılamayacağını açıkça gösterdi. Uluslararası krizlerle boğuşan dünya, Afganistan'daki insani felaketi görmezden gelebilir; ancak bu durum, ülkenin istikrarsızlığının bölgeye yayılma riskini ortadan kaldırmıyor. Afganistan'ın ekonomisi çökmüş durumda; milyonlarca insan açlıkla karşı karşıya. Bu koşullar, aşırılık yanlısı gruplar için verimli bir zemin oluşturuyor. Özellikle IŞİD'in Horasan kolu (IŞİD-K), Taliban'a karşı mücadele ederken bölgede etkinliğini artırıyor.
Demokratik ülkelerin önünde iki seçenek var: Ya Taliban'ı tamamen dışlayarak Afganistan'ı karanlığa terk edecekler ya da insani yardımları ulaştırmak, terörizmle mücadele etmek ve kız çocuklarının eğitimi gibi konularda kazanımlar elde etmek için kademeli bir angajman süreci başlatacaklar. İkinci seçenek, birçok ülke için daha pragmatik görünüyor. Norveç, Almanya ve bazı Körfez ülkeleri, Taliban yetkilileriyle düşük düzeyli diplomatik temaslarını sürdürüyor. Bu ülkeler, tam diplomatik tanıma olmasa da, diyalog kanallarını açık tutmanın önemine vurgu yapıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Afganistan'ın istikrarsızlığı, yalnızca ülke içindeki sorunlara yol açmıyor. Komşu ülkeler Pakistan, İran, Çin ve Orta Asya cumhuriyetleri, olası bir mülteci akını, uyuşturucu kaçakçılığı ve terör örgütlerinin sızması gibi tehditlerle karşı karşıya. Pakistan, Taliban yönetimini resmen tanıyan birkaç ülkeden biri olarak, diyalog konusunda öncü bir rol üstleniyor. Ancak Pakistan'ın bu tutumu, kendi topraklarındaki Taliban bağlantılı gruplara verdiği destek nedeniyle eleştiriliyor.
Çin, Afganistan'ın zengin maden kaynaklarına göz dikmiş durumda. Pekin yönetimi, Taliban'la ekonomik işbirliği anlaşmaları yaparak bölgedeki nüfuzunu artırmaya çalışıyor. Bu durum, Batılı ülkelerin etkisini dengelemek için Çin'in bölgeye daha fazla girmesine yol açabilir. Rusya ise, Taliban'ı terör örgütü olarak listelemesine rağmen, Orta Asya'daki güvenlik endişeleri nedeniyle Taliban'la diplomatik temaslarını sürdürüyor. Bu karmaşık jeopolitik denklem, demokratik ülkelerin Afganistan'ı tek başına yalnızlaştırma politikasının sürdürülebilir olmadığını gösteriyor.
Ayrıca, Afganistan'daki insani krizin boyutu, uluslararası toplumun yüzleşmesi gereken bir gerçek. Birleşmiş Milletler'e göre, Afgan nüfusunun yaklaşık üçte ikisi insani yardıma muhtaç durumda. Kış aylarında milyonlarca çocuk açlık ve hastalık riskiyle karşı karşıya. Bu insani felaketi önlemek için uluslararası yardım kuruluşlarının ülkeye erişimi kritik önem taşıyor. Bu yardımların ulaştırılması için de Taliban'la belirli düzeyde bir koordinasyon gerekiyor.
Bu bağlamda, uzmanlar insan hakları konusundaki tavizlerin kabul edilemez olduğunu ancak tam bir izolasyonun da Afganistan'daki durumu daha da kötüleştireceğini belirtiyor. Pragmatik bir yaklaşım, insani yardım ve güvenlik konularında işbirliğini önceliklendirirken, eğitim ve kadın hakları konularında Taliban üzerinde uluslararası baskıyı sürdürmeyi içeriyor. Bu tür bir angajman, Taliban'ın uluslararası normlara uyum sağlaması için bir teşvik mekanizması görevi de görebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Afganistan'da tarihsel ve kültürel bağları bulunan bir ülke olarak, Taliban yönetimiyle ilişkilerinde dikkatli bir denge izliyor. Ankara, Kabil'deki büyükelçiliğini açık tutarak diplomatik varlığını sürdürüyor ve insani yardımların ulaştırılmasında önemli bir rol oynuyor. Türkiye'nin bu tutumu, hem bölgesel istikrarı koruma hem de göç akınlarını önleme açısından kritik. Ayrıca, Türk Kızılay ve TİKA gibi kuruluşların Afganistan'daki faaliyetleri, Türkiye'nin yumuşak gücünü artırıyor. Ancak Türkiye, Taliban'ın kadın hakları ve eğitim konusundaki politikalarına karşı da net bir duruş sergilemek zorunda. Ankara'nın bu süreçte hem Batılı müttefikleriyle uyum içinde hareket etmesi hem de bölgesel çıkarlarını koruması gerekiyor.