İngilizce'de 'limerence' olarak adlandırılan ve Türkçeye 'limerans' olarak çevrilebilecek bu kavram, psikologlar tarafından sıradan bir hoşlantıdan (crush) çok daha fazlası olarak tanımlanıyor. Uzmanlar, bu durumun aylarca hatta yıllarca sürebildiğini ve kişinin günlük işlevselliğini ciddi biçimde etkileyebildiğini belirtiyor. Peki, bu takıntılı çekim hissi tam olarak nedir, belirtileri nelerdir ve bir kişi bu durumla nasıl başa çıkabilir?
Gelişmenin arka planı
Limerence kavramı ilk kez 1979 yılında psikolog Dorothy Tennov tarafından ortaya atıldı. Tennov, 'Aşk ve Limerence' adlı kitabında bu terimi, bir kişiye duyulan istemsiz, takıntılı ve yoğun duygusal çekim olarak tanımladı. Limerence, genellikle bir kişinin başka birine karşı duyduğu karşılıksız veya karşılıklı olmayan güçlü bir ilgiyle başlar. Kişi, sürekli olarak diğer kişiyi düşünür, onun onayını almaya çalışır ve duygusal iniş çıkışlar yaşar.
Uzmanlara göre limerence, beyindeki ödül sistemiyle yakından ilişkilidir. Dopamin ve norepinefrin gibi nörotransmitterlerin salınımı, kişiye bağımlılık yapıcı bir mutluluk hissi verir. Ancak bu durum, karşılık bulmadığında veya ilişki belirsiz olduğunda kaygı, depresyon ve obsesif düşüncelere yol açabilir. Araştırmalar, limerence yaşayan kişilerin beyin aktivitelerinin, bağımlılık bozukluğu olan bireylerinkine benzerlik gösterdiğini ortaya koyuyor.
Bölgesel veya küresel boyut
Limerence kavramı, özellikle son yıllarda sosyal medyanın ve online iletişimin yaygınlaşmasıyla birlikte daha fazla tartışılır hale geldi. İnsanlar artık sosyal medya platformlarında takip ettikleri kişilere karşı sanal bir limerence geliştirebiliyor. Uzmanlar, bu durumun özellikle gençler arasında yaygınlaştığını ve gerçek hayattaki ilişkileri olumsuz etkileyebildiğini belirtiyor.
Psikologlar, limerence ile gerçek aşk arasındaki farkı vurguluyor. Gerçek aşk karşılıklı saygı, güven ve bağlılık üzerine kuruluyken, limerence daha çok takıntı, belirsizlik ve duygusal bağımlılık içeriyor. Limerence yaşayan kişiler, partnerlerini idealize eder ve gerçekçi olmayan beklentiler geliştirir. Bu durum, kişinin iş hayatını, sosyal ilişkilerini ve ruh sağlığını olumsuz etkileyebilir.
Uzmanlar, limerence ile başa çıkmanın yollarını da sıralıyor. Kişinin bu duygularını kabul etmesi, duygularını yazması ve bir terapistten destek alması öneriliyor. Ayrıca, kişinin kendine zaman ayırması, yeni hobiler edinmesi ve sosyal çevresini genişletmesi de duygusal iyileşme sürecine yardımcı olabilir. Zamanla, bu yoğun duyguların azaldığı ve kişinin hayatına devam edebildiği gözlemleniyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Limerence, Türkiye'de genellikle 'takıntılı aşk' olarak adlandırılıyor ve toplumda sıklıkla romantik bir ideal olarak sunulsa da aslında psikolojik bir sorun olarak ele alınması gerekiyor. Türkiye'de bu konuda yapılan araştırmalar sınırlı olmakla birlikte, özellikle genç nüfusun yoğun olduğu ülkemizde sosyal medya kullanımının artmasıyla birlikte bu tür duygusal takıntıların yaygınlaşabileceği düşünülüyor. Psikolojik destek hizmetlerine erişimin artırılması ve toplumda bu konudaki farkındalığın geliştirilmesi, bireylerin ruh sağlığının korunması açısından önem taşıyor.