İran'ın Devrim Muhafızları Ordusu (IRGC), Pazar günü yaptığı açıklamada, Washington'un savaş tazminatı da dahil olmak üzere Tahran'ın tüm koşullarını kabul etmediği sürece stratejik öneme sahip Hürmüz Boğazı'nı yeniden açmayacaklarını duyurdu. Bu açıklama, küresel petrol arzının yaklaşık beşte birinin geçtiği bu kritik su yolundaki ablukanın süreceğine işaret ediyor. Devrim Muhafızları Deniz Kuvvetleri Komutanı Tuğamiral Alireza Tangsiri, devlet televizyonuna yaptığı açıklamada, "Boğaz, ABD'nin tüm taleplerimizi yerine getirmesiyle birlikte açılacaktır. Bu talepler arasında savaş tazminatı da yer alıyor" dedi. Tangsiri'nin bu sözleri, İran ile ABD arasında son dönemde tırmanan gerilimin bir parçası olarak değerlendiriliyor.
Gelişmenin arka planı
İran, savaşın başlangıcından bu yana Hürmüz Boğazı'nı fiilen kontrol ediyor. Boğaz, Basra Körfezi'nden Umman Denizi'ne açılan tek deniz yolu olması nedeniyle dünya enerji ticaretinde kilit bir nokta. Suudi Arabistan, Irak, Kuveyt ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi büyük petrol üreticileri ihracatlarını bu boğaz üzerinden gerçekleştiriyor. İran'ın boğazı kapatma tehditleri, daha önce de küresel piyasalarda dalgalanmalara yol açmıştı. Ancak bu kez, Devrim Muhafızları'nın net bir şekilde "tazminat" şartını dile getirmesi, Tahran'ın uzun vadeli bir pazarlık stratejisi izlediğini gösteriyor.
Uzmanlara göre, İran'ın tazminat talebi, 1980'lerdeki İran-Irak Savaşı'nda ABD'nin Irak'a verdiği desteğe dayandırılıyor. Tahran, bu dönemde ABD'nin Irak'a askeri ve istihbari destek sağladığını iddia ediyor ve bu nedenle savaş tazminatı talep ediyor. Ancak ABD yönetimi bu tür bir tazminatı daha önce defalarca reddetmişti. Uzmanlar, İran'ın bu talebinin müzakere masasına oturmak için bir koz olarak kullandığını düşünüyor. Devrim Muhafızları'nın bu açıklaması, aynı zamanda İran'ın iç siyasetindeki sertlik yanlılarının pozisyonunu güçlendiriyor.
Bölgesel veya küresel boyut
Hürmüz Boğazı'nın kapatılması, küresel enerji piyasaları üzerinde derhal etki yaratır. Petrol fiyatları, bu tür bir ablukanın başlamasıyla birlikte varil başına 10-15 dolar artış gösterebilir. Bu durum, dünya ekonomisinde enflasyonist baskıları artırabilir ve özellikle gelişmekte olan ülkeleri olumsuz etkileyebilir. ABD ve diğer Batılı ülkeler, boğazın güvenliğini sağlamak için çeşitli askeri operasyonlar düşünüyor. Ancak böyle bir müdahale, bölgede büyük bir çatışmayı tetikleyebilir. Çin ve Hindistan gibi enerji ithalatçıları ise bu durumdan en fazla etkilenenler arasında yer alıyor.
Bölgesel olarak, İran'ın bu hamlesi Suudi Arabistan ve BAE ile ilişkileri daha da gerginleştiriyor. Bu ülkeler, boğazın kapalı kalması durumunda petrol ihracatını alternatif boru hatlarıyla yönlendirmek zorunda kalabilir, ancak bu hatların kapasitesi sınırlı. Ayrıca, İsrail de İran'ın bu tutumunu ulusal güvenlik tehdidi olarak algılıyor. İsrail'in, İran'ın nükleer tesislerine yönelik olası bir saldırısı, bölgesel bir savaşın fitilini ateşleyebilir. Tüm bu gelişmeler, Orta Doğu'nun zaten kırılgan olan güvenlik dengesini daha da sarsıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, enerji ihtiyacının önemli bir kısmını ithal eden bir ülke olarak Hürmüz Boğazı'ndaki gelişmelerden doğrudan etkileniyor. Boğazın kapalı kalması, petrol ve doğal gaz fiyatlarını yukarı çekerek Türkiye'nin enerji maliyetlerini artırabilir ve cari açık üzerinde baskı oluşturabilir. Ayrıca, Türkiye'nin bölgede ekonomik ve ticari ilişkileri bulunan ülkelerle yaptığı ticaret de sekteye uğrayabilir. Savunma açısından ise Türkiye, NATO üyesi olarak boğazın güvenliğinin sağlanmasında rol alabilir, ancak bu durum İran ile ilişkilerde gerilime neden olabilir. Türkiye'nin bu süreçte hem enerji güvenliğini korumak hem de bölgesel istikrarı desteklemek için dengeli bir politika izlemesi beklenir.