Suudi Arabistan destekli Yemen hükümet güçleri, Kızıldeniz'in girişindeki stratejik Bab el-Mendeb Boğazı çevresinde Husi kontrolündeki birçok bölgeyi geri aldı. Yetkililer, uluslararası alanda tanınan hükümete bağlı güçlerin, boğazın hemen kuzeyindeki kritik Dubab kasabasını ele geçirdiğini açıkladı. Bu gelişme, Yemen'de yıllardır süren çatışmalarda önemli bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor.
Operasyonun Arka Planı ve Askeri Hedefler
Yemen hükümet güçleri, Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyonun hava desteğiyle Bab el-Mendeb Boğazı çevresinde geniş kapsamlı bir operasyon başlattı. Operasyonun temel hedefi, Husi milislerinin boğaz üzerindeki kontrolünü kırmak ve uluslararası deniz ticaretini tehdit eden unsurları bertaraf etmek. Yetkililer, Dubab'ın yanı sıra çevredeki birkaç köy ve stratejik tepenin de hükümet güçlerine geçtiğini belirtti. Husi kaynakları ise henüz kayıplarla ilgili resmi bir açıklama yapmadı.
Bab el-Mendeb Boğazı, Kızıldeniz ile Aden Körfezi'ni birleştiren ve dünya deniz ticaretinin yaklaşık yüzde 10'unun geçtiği kritik bir su yolu. Boğazın genişliği 26-32 kilometre arasında değişiyor ve buradan geçen gemiler Avrupa, Asya ve Orta Doğu arasındaki en kısa deniz rotasını kullanıyor. Husi milislerinin boğaz çevresindeki varlığı, son yıllarda uluslararası nakliye şirketleri için ciddi güvenlik endişesi oluşturuyordu. Özellikle 2023'ten bu yana Husilerin İsrail bağlantılı gemilere yönelik saldırıları, küresel ticaret güzergahlarının yeniden şekillenmesine neden oldu.
Yemen hükümeti yetkilileri, operasyonun amacının sadece askeri kazanım değil, aynı zamanda boğazdaki seyrüsefer güvenliğini yeniden tesis etmek olduğunu vurguluyor. Suudi Arabistan Savunma Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, "Boğazın güvenliği tüm bölge için hayati önem taşıyor. Husi milislerinin buradan çekilmesi, uluslararası deniz ticaretinin serbest akışını sağlayacak" ifadelerine yer verildi. Ancak Husiler, Suudi Arabistan'ı yeni bir işgal girişimiyle suçlayarak direnişlerinin süreceğini duyurdu.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Yemen İç Savaşı, 2014'ten bu yana ülkeyi parçalayan ve bölgesel güçleri karşı karşıya getiren bir vekalet savaşına dönüştü. İran destekli Husiler, başkent Sanaa ve kuzey bölgelerinin büyük bölümünü kontrol ederken, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri destekli uluslararası tanınmış hükümet ise güney ve doğu bölgelerinde hakimiyet kurmuş durumda. Bab el-Mendeb Boğazı, bu mücadelenin en kritik cephelerinden biri olarak öne çıkıyor.
Husilerin boğaz çevresindeki varlığı, sadece Yemen iç savaşıyla sınırlı değil; aynı zamanda İran'ın bölgesel nüfuzunu artırma stratejisinin bir parçası. Tahran, Husilere silah ve finansal destek sağlayarak Kızıldeniz'deki dengeleri kendi lehine çevirmeye çalışıyor. Suudi Arabistan ise bu genişlemeyi kendi güvenliğine yönelik doğrudan bir tehdit olarak görüyor. Son operasyon, Riyad'ın bu tehdidi bertaraf etme çabasının bir yansıması.
ABD ve Batılı ülkeler, boğazdaki seyrüsefer özgürlüğünü korumak için bölgede donanma unsurları bulunduruyor. Ancak Husilerin insansız hava araçları ve deniz mayınlarıyla yaptığı saldırılar, uluslararası koalisyonun caydırıcılığını zayıflatmış durumda. Son operasyonun ardından boğazdaki saldırı riskinin azalıp azalmayacağı belirsizliğini koruyor. Uzmanlar, Husilerin geri çekilse bile asimetrik saldırılara devam edebileceği uyarısında bulunuyor.
Küresel ticaret açısından Bab el-Mendeb, Süveyş Kanalı'na giden rotanın ayrılmaz bir parçası. Boğazdaki istikrarsızlık, Avrupa-Asya arasındaki deniz taşımacılığı maliyetlerini artırıyor ve teslimat sürelerini uzatıyor. Son gelişme, nakliye şirketleri tarafından temkinli bir iyimserlikle karşılansa da, kalıcı bir çözüm için siyasi bir anlaşmanın şart olduğu vurgulanıyor. Birleşmiş Milletler, Yemen'de kapsamlı bir ateşkes için arabuluculuk çabalarını sürdürüyor, ancak taraflar arasındaki güvensizlik ortamı ilerlemeyi zorlaştırıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bab el-Mendeb Boğazı'ndaki gelişmeler, Türkiye'nin deniz ticaret güvenliği ve bölgesel istikrar politikaları açısından yakından takip edilmesi gereken bir nitelik taşıyor. Türk gemileri, Avrupa ve Asya arasındaki ticaret rotalarında bu boğazı yoğun şekilde kullanıyor; Husi saldırıları nedeniyle artan sigorta maliyetleri ve rota değişiklikleri Türk ihracatçısını olumsuz etkiliyor. Ayrıca Türkiye, Yemen'deki çatışmanın askeri değil siyasi çözümle sona ermesi gerektiğini savunuyor ve Suudi Arabistan ile İran arasındaki dengeyi gözetiyor. Boğazın güvenliği, Türkiye'nin Kızıldeniz'deki askeri varlığı ve bölgesel müttefiklikleri açısından da stratejik bir önem taşıyor. Uzun vadede istikrar, Türk dış politikasının bölgedeki etkinliğini artırabilir.