Suudi Arabistan'ın en üst düzey dinî otoritesi olan Baş Müftü Şeyh Salih bin Fevzan el-Fevzan, Yemen'de Suudi liderliğindeki koalisyon güçlerine ve cephe hattında görev yapan Suudi askerlerine seslenerek, Husi isyancılara karşı birlik içinde hareket etmeleri çağrısında bulundu. Suudi Basın Ajansı (SPA) tarafından yayımlanan açıklamada el-Fevzan, askerlerin Suudi topraklarını ve Müslümanların kutsal mekânlarını savunma görevini vurguladı. Anadolu Ajansı'nın aktardığına göre Baş Müftü, dağılmış safların yenilgiye yol açacağını belirterek, Husi'lere karşı ortak duruşun önemine dikkat çekti.
Gelişmenin arka planı: Yemen iç savaşı ve dinî otoritenin rolü
Yemen'de 2014 yılında başlayan iç savaş, İran destekli Husi hareketinin başkent Sana'yı ele geçirmesiyle ülkeyi büyük bir insani krize sürükledi. Suudi Arabistan öncülüğündeki Arap koalisyonu, 2015 yılından bu yana Yemen hükümetini desteklemek amacıyla Husi'lere karşı hava ve kara operasyonları düzenliyor. Savaş, on binlerce sivilin ölümüne ve milyonlarca kişinin yerinden edilmesine neden oldu. Suudi Arabistan, Husi saldırılarını kendi topraklarına yönelik bir tehdit olarak görüyor ve son yıllarda Husi füzeleri ve insansız hava araçlarıyla Suudi şehirlerine ve petrol tesislerine yönelik saldırılar artmış durumda.
Baş Müftü el-Fevzan'ın çağrısı, Suudi yönetiminin dinî meşruiyet arayışının bir parçası olarak değerlendiriliyor. Suudi Arabistan'da kraliyet ailesinin yanı sıra dinî kurumlar da siyasi ve askerî kararlarda önemli bir rol oynuyor. Baş Müftü, ülkedeki en yüksek dinî mercii olarak, savaşın halk nezdinde desteklenmesi ve askerlerin moralinin yüksek tutulması için fetva niteliğinde açıklamalar yapabiliyor. El-Fevzan'ın açıklaması, Suudi askerlerine hitaben yapılmış olması bakımından doğrudan cephedeki birliklere yönelik bir motivasyon mesajı olarak öne çıkıyor.
Uzmanlar, Suudi Arabistan'ın Yemen'deki askerî varlığını sürdürme konusunda kararlı olduğunu, ancak savaşın uzamasının ekonomik ve siyasi maliyetlerinin arttığını belirtiyor. Husi saldırıları, Suudi Arabistan'ın güney bölgelerindeki güvenliği tehdit ederken, aynı zamanda krallığın uluslararası itibarını da zedeliyor. Baş Müftü'nün çağrısı, bu bağlamda Suudi iç cephesini güçlendirmeye yönelik bir adım olarak yorumlanıyor.
Bölgesel ve küresel boyut: İran-Suudi rekabeti ve vekâlet savaşları
Yemen'deki çatışma, Orta Doğu'da İran ile Suudi Arabistan arasındaki bölgesel rekabetin en somut vekâlet savaşlarından biri olarak görülüyor. İran, Husi hareketine siyasi, askerî ve lojistik destek sağlamakla suçlanırken, Suudi Arabistan ve müttefikleri, İran'ın Yemen üzerinden bölgede nüfuz alanı genişletmeye çalıştığını savunuyor. Bu rekabet, sadece Yemen ile sınırlı kalmayıp, Irak, Suriye, Lübnan ve hatta Doğu Afrika'ya kadar uzanan bir jeopolitik mücadeleye dönüşmüş durumda.
Suudi Baş Müftüsü'nün açıklaması, İran'a karşı dinî bir söylemle de desteklenen bir meydan okuma olarak nitelendirilebilir. Zira Husi hareketi, Zeydi mezhebine mensup olup, İran'daki Şii yönetimle mezhepsel bağları bulunuyor. Suudi tarafı ise kendisini Sünni dünyasının lideri olarak konumlandırıyor ve bu çatışmayı mezhepsel bir boyuta taşıyarak İran'ın bölgedeki yayılmacılığına karşı bir savunma hattı oluşturma çabasında.
Uluslararası toplum, Yemen'deki insani krize dikkat çekerek ateşkes çağrıları yapıyor. Birleşmiş Milletler, defalarca barış görüşmeleri düzenlemiş olsa da kalıcı bir çözüm sağlanamadı. ABD ve Batılı ülkeler, Suudi Arabistan'a verdikleri desteği zaman zaman insan hakları ihlalleri nedeniyle sorguluyor. Ancak Husi saldırılarının artması, Batı'nın Suudi Arabistan'a yönelik eleştirilerini dengede tutmasına neden oluyor.
Baş Müftü'nün çağrısı, aynı zamanda Suudi Arabistan'ın Veliaht Prens Muhammed bin Selman yönetimindeki dış politikasının bir yansıması olarak da okunabilir. Prens Selman, 2017'den bu yana Yemen savaşında sert bir tutum sergilemiş, ancak son dönemde Suudi Arabistan, İran ile doğrudan görüşmelere başlamış ve bölgesel gerilimi düşürmeye yönelik adımlar atmıştı. Bu açıdan Baş Müftü'nün sert mesajı, Suudi yönetiminin iç ve dış kamuoyuna yönelik bir denge siyaseti izlediğini gösterebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Yemen'deki çatışmada taraf olmamakla birlikte, Suudi Arabistan ve İran arasındaki bölgesel rekabetin doğrudan etkilediği bir coğrafyada yer alıyor. Suudi Baş Müftüsü'nün Husi'lere karşı birlik çağrısı, Türkiye'nin desteklediği Yemen hükümeti ve bölgesel istikrar açısından önem taşıyor. Türkiye, Yemen'de siyasi çözüm ve ateşkesi savunuyor; ancak Husi saldırılarının Suudi topraklarına yönelmesi, Körfez güvenliğini tehdit ederek Türkiye'nin enerji ve ticaret yollarını dolaylı olarak etkiliyor. Ayrıca İran'ın Yemen üzerinden bölgesel nüfuzunu artırması, Türkiye'nin İran ile olan karmaşık ilişkilerini de etkileyebilir. Türkiye'nin denge politikası, hem Suudi Arabistan hem de İran ile ilişkilerini yönetme çabasını sürdürüyor.