İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada ülkesinin teslim olmayacağını ilan etti. ABD Başkanı Donald Trump'ın İran'ı yok etmekle tehdit ettiği iddialarının ardından gelen bu açıklama, Tahran'ın Washington'a net bir ültimatom verdiği şeklinde yorumlandı. ABD delegasyonu konuşma sırasında salonu terk etti. Uzmanlar, İran'a yönelik baskının merkezinde artık Beyaz Saray'ın değil, Pakistan'ın başkenti İslamabad'ın olduğunu belirtiyor.
Gelişmenin Arka Planı
İran'ın BM mesajı hiç de üstü kapalı değildi. Pezeşkiyan, Genel Kurul kürsüsünden yaptığı konuşmada, "İran teslim olmayacak" diyerek Trump yönetiminin son haftalarda artan tehditlerine doğrudan yanıt verdi. Trump'ın İran'ı "yok etmekle" tehdit ettiği haberleri, Tahran'ın bu çıkışını daha da sertleştirdi. ABD delegasyonunun konuşmayı dinlemeden salonu terk etmesi, iki ülke arasındaki diplomatik gerilimin boyutunu gözler önüne serdi.
Bu gelişme, İran'ın nükleer programı ve bölgesel etkisi konusunda uzun süredir devam eden ABD-İran çekişmesinin son halkası. Trump yönetimi, önceki döneminde uyguladığı "maksimum baskı" politikasını yeniden canlandırma sinyalleri veriyor. İran ise bu baskıya karşı direncini BM gibi uluslararası platformlarda gösterme stratejisi izliyor.
Pezeşkiyan'ın konuşması, İran'ın yalnız olmadığını vurgulama çabası olarak da okunabilir. Ancak asıl dikkat çeken nokta, ABD'nin İran'a yönelik baskı aracı olarak Pakistan'ı kullanma potansiyeli. İslamabad, son yıllarda İran ile ABD arasında hassas bir denge politikası yürütüyor. Pakistan'ın nükleer kapasitesi ve İran ile komşuluk ilişkileri, bu ülkeyi stratejik bir kavşak haline getiriyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İran'ın BM'deki sert çıkışı, Orta Doğu'da tansiyonu daha da yükseltebilir. ABD'nin İran'a yönelik olası bir askeri müdahalesi, bölgesel bir savaşa dönüşme riski taşıyor. İran'ın vekil güçleri aracılığıyla Irak, Suriye, Lübnan ve Yemen'deki etkisi göz önüne alındığında, olası bir çatışmanın sınırlı kalması zor görünüyor.
Öte yandan, İslamabad'ın rolü kritik. Pakistan, hem İran hem de ABD ile ilişkilerini yönetmeye çalışıyor. ABD, İran'a yönelik baskıyı artırmak için Pakistan üzerinden ekonomik ve askeri kanalları kullanabilir. Ancak Pakistan'ın kendi iç sorunları ve Çin ile yakınlaşması, bu stratejiyi zorlaştırabilir. İslamabad, İran'a karşı ABD ile tam ittifak kurmaktan kaçınıyor; çünkü İran ile paylaştığı 900 km'lik sınır ve enerji işbirliği, Pakistan için hayati önemde.
Küresel boyutta ise, Rusya ve Çin'in tutumu belirleyici olacak. Her iki ülke de İran'a yönelik askeri bir müdahaleye karşı çıkıyor. Çin, İran'ın en büyük petrol alıcısı konumunda ve Körfez'deki istikrarı kendi ekonomik çıkarları için gerekli görüyor. Rusya ise Suriye'deki varlığı üzerinden İran ile ittifak ilişkisini sürdürüyor. Bu denklemde, ABD'nin İran'a karşı uluslararası bir koalisyon oluşturması zorlaşıyor.
Diğer yandan, Avrupa Birliği ülkeleri, İran ile diplomatik kanalları açık tutmaya çalışıyor. Nükleer anlaşmanın (JCPOA) geleceği belirsizliğini korurken, İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini hızlandırması Batı başkentlerinde endişe yaratıyor. BM Genel Kurulu'ndaki bu son gerilim, diplomatik çözüm umutlarını azaltabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran ile ABD arasındaki gerilimin tırmanması, Türkiye için çok katmanlı riskler barındırıyor. Öncelikle, Türkiye'nin İran ile 560 km'lik sınırı ve yoğun ticari ilişkileri var. Olası bir çatışma, sınır güvenliğini ve enerji ithalatını doğrudan etkiler. İran, Türkiye'nin doğalgaz tedarikçilerinden biri; kesinti durumunda enerji fiyatları yükselir. Ayrıca, İslamabad'ın denkleme girmesi, Türkiye'nin Pakistan ile olan yakın ilişkilerini de zora sokabilir. Ankara, hem İran hem Pakistan ile iyi ilişkiler yürütürken, ABD'nin baskı stratejisine mesafeli duruyor. Türkiye, bölgesel istikrarın korunması için diplomatik çözüm çağrısı yapmaya devam edecektir. Bu gerilim, Türkiye'nin arabuluculuk rolünü güçlendirebilir.