Husi isyancılar Salı günü Suudi Arabistan'a yönelik saldırılarını tırmandırarak kutsal şehir Mekke, Taif ve Kızıldeniz liman kenti Cidde çevresinde hava savunma alarmlarının çalmasına neden oldu. Saldırılar, Riyad'ın ABD, İran ve Husiler arasında yürüttüğü hassas denge politikasının çöküş riski taşıdığını gözler önüne serdi. Suudi Arabistan, yıllardır Yemen'deki savaşta doğrudan taraf olmaktan kaçınarak hem Washington ile güvenlik işbirliğini sürdürmeye hem de Tahran ile gerilimi düşürmeye çalışıyordu. Ancak son saldırılar, bu stratejinin sürdürülemez olduğunu gösteriyor.
Arka Plan: Yemen Savaşı ve Suudi Stratejisi
Suudi Arabistan, 2015 yılından bu yana Yemen'de İran destekli Husilere karşı koalisyon güçlerine liderlik ediyor. Ancak son yıllarda Riyad, savaşın askeri bir çözümle sonuçlanmayacağını kabul ederek ateşkes arayışlarına girdi. 2022'de BM arabuluculuğuyla sağlanan ateşkes büyük ölçüde korunurken, Husiler Suudi topraklarına yönelik saldırılarını durdurmuştu. Bu süreçte Suudi Arabistan, İran ile 2023'te Çin'in arabuluculuğuyla diplomatik ilişkileri yeniden tesis etti. Amaç, Husiler üzerindeki İran etkisini azaltarak Yemen'de kalıcı bir barış sağlamaktı. Ne var ki Husiler, Gazze savaşı sonrası Kızıldeniz'de ticari gemilere yönelik saldırılarını artırdı ve şimdi doğrudan Suudi şehirlerini hedef alıyor.
Suudi Arabistan'ın denge politikası üç ayaklıydı: ABD ile savunma işbirliği, İran ile diyalog ve Husilerle dolaylı müzakereler. Ancak Husilerin son saldırıları, bu üç ayağı da tehdit ediyor. ABD, Suudi hava savunmasına destek verirken Tahran'a baskı yapılmasını isteyebilir; İran ise Husiler üzerindeki nüfuzunu kullanarak Suudi Arabistan'ı yanına çekmeye çalışıyor. Riyad için zor olan, hem ABD'nin güvenlik garantilerini koruyup hem de İran'la gerilimi düşük tutmak. Saldırılar sürerse Suudi Arabistan askeri misilleme seçeneğini masaya koymak zorunda kalabilir ve bu da İran ile doğrudan çatışma riskini artırır.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Husilerin saldırıları yalnızca Suudi Arabistan'ı değil, bölgesel istikrarı da tehdit ediyor. Kızıldeniz, küresel ticaretin yaklaşık %12'sinin geçtiği kritik bir su yolu. Husilerin gemilere yönelik saldırıları nedeniyle birçok denizcilik şirketi rotasını Ümit Burnu'na kaydırdı; bu da ticaret maliyetlerini ve süreleri artırdı. Suudi Arabistan'ın petrol altyapısına yönelik olası bir saldırı, küresel enerji fiyatlarında dalgalanmaya yol açabilir. Öte yandan ABD, Husileri terör örgütü olarak yeniden tanımlama ve İran'a yaptırımları sıkılaştırma sinyali veriyor. Ancak Washington, Suudi Arabistan'ın İran ile yakınlaşmasından rahatsız. Çin'in arabuluculuğuyla sağlanan Suudi-İran anlaşması, Pekin'in Ortadoğu'daki etkisini artırdı; bu da ABD'nin bölgedeki konumunu zayıflatabilir. Rusya ise hem İran hem Suudi Arabistan ile ilişkilerini koruyarak dengeyi kendi lehine kullanmaya çalışıyor.
Husilerin saldırıları, İsrail'in Gazze'deki operasyonlarına tepki olarak başladı ve İran'ın "direniş ekseni" stratejisinin bir parçası. Bu eksen, İran'ın Lübnan Hizbullahı, Suriye'deki milisler, Irak'taki Şii gruplar ve Husiler üzerinden İsrail ve ABD'ye karşı yürüttüğü vekalet savaşını içeriyor. Suudi Arabistan ise bu eksenin hedefinde. Riyad, hem İran'la uzlaşarak hem de ABD'ye güvenerek bu ekseni kırmaya çalışıyor ancak Husilerin doğrudan saldırıları, Suudi topraklarının savunmasız olduğunu gösteriyor. Suudi Arabistan'ın balistik füze savunma sistemleri (Patriot ve THAAD) Husilerin insansız hava araçları ve füzelerine karşı her zaman etkili olamıyor. Bu durum, Riyad'ın askeri kapasitesini ve caydırıcılığını sorgulatıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Suudi Arabistan'ın denge politikasının çöküşü, Türkiye'yi doğrudan etkileyebilecek sonuçlar doğurabilir. Kızıldeniz'deki istikrarsızlık, Türkiye'nin Asya ve Afrika'ya uzanan ticaret yollarını tehdit ediyor; enerji fiyatlarındaki olası artış ise cari açığı büyütebilir. Ayrıca Yemen'deki savaşın yeniden alevlenmesi, bölgesel göç dalgalarını tetikleyerek Türkiye'ye yönelik göç baskısını artırabilir. Türkiye, Suudi Arabistan ile ilişkilerini son yıllarda düzeltmiş ve ekonomik işbirliğini güçlendirmişti. Riyad'ın İran ile yaşadığı gerilim, Türkiye'nin denge diplomasisini zorlaştırabilir. Ankara'nın hem Suudi Arabistan hem İran ile iyi ilişkileri var; ancak taraflar arasındaki çatışma derinleşirse Türkiye pozisyon almakta zorlanabilir. Bu nedenle Türkiye, Kızıldeniz'de istikrarın korunması ve Yemen'de siyasi çözüm için diplomatik çabalarını artırmalı.