ABD, İran'a karşı savaşa, Washington'un Tahran'ın Orta Doğu'yu tehdit etme kapasitesini hızla bastırabileceği inancıyla girdi. Suudi Arabistan için ise savaş neredeyse tam tersi sonuçlar üretiyor: İran ağır darbe aldı, ancak İran ve bölgesel müttefikleri, savaşın Orta Doğu'daki güç dengesini Suudi Arabistan ve Körfez müttefiklerinin aleyhine çevirebileceğini gösterdi. Riyad, savaşın başlangıcında ABD'ye hava sahasını açarak, istihbarat paylaşarak ve askeri lojistik destek sağlayarak Tahran'a karşı cephede yer aldı. Ancak savaşın uzaması ve İran'ın vekil güçleri aracılığıyla misilleme yapması, Suudi Arabistan'ın güvenlik hesaplarını altüst etti.
Savaşın Arka Planı ve Suudi Arabistan'ın Beklentileri
ABD yönetimi, İran'ın nükleer programını ve bölgesel etkisini sınırlamak için askeri operasyonları başlattığında, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez ülkeleri bu hamleyi uzun süredir beklenen bir fırsat olarak gördü. Riyad, Tahran'ın Irak, Suriye, Lübnan ve Yemen'deki vekil ağlarını zayıflatacak, İran'ın bölgesel yayılmacılığını geriletecek ve Suudi Arabistan'ın liderliğindeki Sünni blokun konumunu güçlendirecek bir savaş senaryosu öngörüyordu. Savaşın ilk aylarında İran'ın askeri altyapısı ve ekonomisi ciddi hasar aldı. Ancak İran, beklenenin aksine hızla teslim olmadı; aksine Hizbullah, Husiler ve Irak'taki Şii milisler aracılığıyla Suudi Arabistan ve Körfez'deki ABD üslerine yönelik saldırılarını yoğunlaştırdı. Bu durum, Suudi Arabistan'ın kendi topraklarında ve ekonomik tesislerinde güvenlik açığı oluşturdu.
Suudi Arabistan'ın savaşa verdiği destek, İran'ın bölgesel müttefikleri aracılığıyla misilleme yapmasını engelleyemedi. Yemen'deki Husi saldırıları Suudi petrol tesislerini hedef alırken, Irak ve Suriye'deki İran yanlısı milisler ABD ve koalisyon güçlerine yönelik saldırılarını artırdı. Riyad, bir yandan savaşın maliyetini üstlenirken, diğer yandan İran'ın bölgesel nüfuzunu tamamen ortadan kaldıramadı. Dahası, savaşın uzaması, Suudi Arabistan'ın ekonomik reform programı olan Vizyon 2030'u ve yabancı yatırım çekme hedeflerini de olumsuz etkiledi. Petrol fiyatlarındaki dalgalanmalar ve Kızıldeniz'deki güvenlik riskleri, Suudi Arabistan'ın ticaret yollarını tehdit etti.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İran savaşı, Orta Doğu'da yeni bir güç dengeleri tablosu ortaya çıkardı. İran, askeri olarak zayıflasa da, direnç gösterme kapasitesini ve bölgesel müttefiklerini harekete geçirme yeteneğini koruduğunu kanıtladı. Bu durum, Suudi Arabistan'ın ABD'ye olan güvenini sarsarken, aynı zamanda Riyad'ın Çin ve Rusya gibi alternatif güçlerle ilişkilerini dengeleme ihtiyacını artırdı. ABD'nin savaşı hızla bitirememesi, Washington'un bölgedeki itibarını zedelerken, İran'ın beklenenin aksine ayakta kalması, Tahran'ın bölgesel müttefikleri nezdindeki konumunu güçlendirdi. Öte yandan, savaşın enerji piyasaları üzerindeki etkisi küresel ekonomi için de risk oluşturuyor. Basra Körfezi'ndeki gerilim, petrol arz güvenliğini tehdit ederken, Suudi Arabistan'ın savaş sonrası dönemde İran ile ilişkilerini normalleştirme çabaları da sekteye uğradı.
Suudi Arabistan'ın yanlış ata oynadığı değerlendirmesi, savaşın Suudi Arabistan'a beklenen stratejik kazancı sağlamamasından kaynaklanıyor. Riyad, İran'ın bölgesel etkisini kırmayı umuyordu, ancak savaş İran'ın vekil güçleri aracılığıyla Suudi Arabistan'ı daha fazla tehdit etmesine yol açtı. Ayrıca, savaşın Suudi Arabistan'ın ekonomik çeşitlendirme hedeflerine zarar vermesi ve ülkenin uluslararası imajını zedelemesi, Riyad'ın stratejik hesaplarını gözden geçirmesine neden oldu. Bölgede artan İran-Çin ve İran-Rusya iş birliği, Suudi Arabistan'ın yalnızlaşma riskini artırıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-İran savaşı ve Suudi Arabistan'ın bu savaştaki konumu, Türkiye'nin Orta Doğu politikası açısından kritik sonuçlar doğuruyor. Türkiye, hem İran hem de Suudi Arabistan ile karmaşık ilişkilere sahip. Savaşın uzaması, Türkiye'nin enerji güvenliğini tehdit ederken, bölgedeki istikrarsızlık Türkiye'ye yönelik mülteci akınını artırabilir. Ayrıca, İran'ın zayıflaması, Türkiye'nin Doğu Akdeniz ve Kafkasya'daki dengelerini etkileyebilir. Türkiye, hem İran hem de Körfez ülkeleriyle ilişkilerini dengeleyerek, savaşın yayılmasını önlemeye ve diplomatik çözüm arayışlarını desteklemeye çalışmalı. Suudi Arabistan'ın yanlış ata oynadığı bir senaryoda, Türkiye bölgesel arabuluculuk rolünü güçlendirebilir ve kendi güvenlik çıkarlarını koruyabilir.