Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, Kızıldeniz'de deniz seyrüsefer güvenliğinin sağlanması gerektiğini vurgulayan ortak bir açıklama yaptı. İki lider, bölgede artan gerilimin ticari gemiler ve küresel tedarik zincirleri üzerindeki olumsuz etkilerine dikkat çekerek, uluslararası toplumu sorumlu davranmaya çağırdı. Görüşme, Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad'da gerçekleşti ve ikili ilişkilerin yanı sıra bölgesel güvenlik konuları ele alındı.
Gelişmenin Arka Planı
Kızıldeniz, dünya ticaretinin yaklaşık %12'sinin geçtiği kritik bir su yolu. Ancak son aylarda Yemen'deki Husilerin Kızıldeniz'deki ticari gemilere yönelik saldırıları, bölgede güvenlik endişelerini artırdı. Husiler, İsrail'in Gazze'deki saldırılarına yanıt olarak bu eylemleri gerçekleştirdiklerini belirtiyor. Saldırılar, birçok deniz taşımacılığı şirketinin rotasını değiştirmesine ve sigorta maliyetlerinin yükselmesine neden oldu. Suudi Arabistan ve Mısır, Kızıldeniz'e kıyısı olan ve Süveyş Kanalı'ndan önemli gelir elde eden iki ülke olarak, deniz ticaretinin güvenliğini sağlamakta hayati çıkar sahibi.
Mısır, Süveyş Kanalı'ndan yılda milyarlarca dolar gelir elde ediyor. Kanal, küresel deniz ticaretinin önemli bir kısmını oluşturuyor. Ancak son dönemde artan saldırılar nedeniyle bazı gemiler Ümit Burnu'nu dolaşmayı tercih ediyor, bu da Mısır'ın kanal gelirlerinde düşüşe yol açıyor. Suudi Arabistan ise Kızıldeniz kıyısındaki limanları ve petrol ihracat yolları ile bölgesel istikrarı doğrudan ilgilendiriyor. İki ülke, ayrıca Kızıldeniz'de ortak askeri tatbikatlar ve güvenlik işbirliği konularında da anlaşmaya vardı.
Ortak açıklamada, "Kızıldeniz'de seyrüsefer özgürlüğü ve güvenliği, bölgesel ve küresel istikrar için elzemdir. Tüm tarafları gerilimi düşürmeye ve uluslararası hukuka saygı göstermeye çağırıyoruz" ifadeleri kullanıldı. Liderler, ayrıca Gazze'de kalıcı ateşkes sağlanması ve insani yardımların engelsiz ulaştırılması gerektiğini yineledi. Suudi Arabistan ve Mısır, Filistin davasını desteklemekle birlikte, deniz ticaretinin güvenliğinin sağlanması için diplomatik çabalarını sürdürüyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Kızıldeniz'deki gerilim, sadece bölgesel değil küresel ekonomiyi de etkiliyor. Avrupa ve Asya arasındaki ticaretin büyük bölümü bu rotadan geçiyor. Saldırılar nedeniyle navlun ücretleri arttı, teslimat süreleri uzadı ve enerji fiyatlarında dalgalanmalar yaşandı. ABD ve İngiltere, Husilere yönelik askeri operasyonlar düzenlerken, Çin ve Rusya daha temkinli bir tutum izliyor. Suudi Arabistan ve Mısır'ın çağrısı, bölgesel aktörlerin inisiyatif alma çabası olarak yorumlanıyor.
Diğer yandan, İran destekli Husilerin saldırıları, Suudi Arabistan ile İran arasındaki ilişkilerde yeni bir gerilim potansiyeli taşıyor. İki ülke, geçtiğimiz yıl Çin'in arabuluculuğuyla ilişkilerini normalleştirmişti. Ancak Kızıldeniz'deki saldırılar, bu normalleşme sürecini zorlayabilir. Mısır ise ekonomik krizle boğuşurken, Süveyş Kanalı gelirlerindeki düşüşü telafi etmek için alternatif yollar arıyor. İki liderin çağrısı, aynı zamanda ABD'nin bölgedeki liderlik rolünü sorgulatan bir dönemde geldi.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Kızıldeniz'deki istikrarsızlıktan doğrudan etkilenebilecek ülkeler arasında. Türk ihracatının önemli bir kısmı Süveyş Kanalı üzerinden Orta Doğu ve Asya'ya ulaşıyor. Kızıldeniz'deki güvenlik sorunları, Türk deniz ticaretini ve lojistik maliyetlerini artırabilir. Ayrıca Türkiye, bölgede artan gerilimin Gazze kriziyle birleşerek daha geniş bir çatışmaya yol açmasından endişe duyuyor. Suudi Arabistan ve Mısır ile ilişkilerini güçlendiren Türkiye, deniz güvenliği konusunda ortak diplomatik girişimlerde bulunabilir. Bu çağrı, Türkiye'nin bölgesel barış ve istikrar çağrılarıyla örtüşüyor.