Suudi Arabistan’ın, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkeleri ile İran arasındaki yakınlaşma sürecini ilerletmek amacıyla bir dizi müzakere turuna ev sahipliği yapması bekleniyor. Bölgesel kaynaklara göre, bu girişim özellikle Suudi Arabistan ile İran arasında Mart 2023’te Çin’in arabuluculuğuyla sağlanan anlaşmanın ardından geliyor. Görüşmelerin, Riyad’da düzenlenmesi planlanan bir toplantı çerçevesinde, İran ve KİK üyesi ülkelerin üst düzey diplomatik temsilcilerini bir araya getirmesi öngörülüyor. Söz konusu adım, bölgedeki gerginliklerin azaltılması ve ticari ilişkilerin normalleştirilmesi yönünde atılmış önemli bir adım olarak değerlendiriliyor.
Gelişmenin arka planı
KİK ülkeleri (Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Bahreyn, Kuveyt ve Umman) ile İran arasındaki ilişkiler, son yıllarda Yemen, Suriye ve Irak gibi kriz bölgelerindeki nüfuz mücadelesi nedeniyle gergin seyrediyordu. Ancak Çin’in arabuluculuğunda Suudi Arabistan ile İran arasında imzalanan anlaşma, tarafların ikili ilişkileri yeniden tesis etme ve diplomatik misyonlarını açma kararı almalarıyla sonuçlandı. Bu gelişme, bölgesel bir yumuşama dalgasını tetikledi. Özellikle Körfez ülkeleri, İran’ın nükleer programı ve bölgesel politikaları konusunda endişelerini sürdürmekle birlikte, ekonomik çeşitlendirme ve dış yatırım çekme hedefleri doğrultusunda gerilimi düşürmeyi stratejik bir öncelik haline getirdi.
Görüşmelerin gündemi arasında deniz güvenliği, enerji işbirliği, ticaretin artırılması ve bölgesel çatışmalarda ateşkesin desteklenmesi gibi konuların yer alması bekleniyor. İran’ın uzun süredir Körfez’de ortak bir güvenlik yapısı önerisi de masada olabilir. Suudi Arabistan ise özellikle Yemen’deki Husilere karşı mücadelesinde İran’ın rolünü sınırlamayı hedefliyor. Bu müzakereler, Bağdat ve Maskat’ta daha önce yapılan ön toplantıların bir devamı niteliğinde.
Bölgesel veya küresel boyut
Bu yakınlaşma, ABD’nin bölgedeki geleneksel müttefikleri olan Körfez ülkelerinin, Washington’un azalan ilgisine karşılık daha bağımsız bir dış politika izleme eğilimini yansıtıyor. Çin’in arabuluculuk rolü, Pekin’in Orta Doğu’daki artan diplomatik nüfuzunu teyit ederken, Rusya da İran’a yönelik yaptırımların hafiflemesinden memnuniyet duyabilir. İsrail ise İran ile Körfez arasındaki normalleşmeyi, kendi güvenlik kaygıları açısından dikkatle izliyor. Öte yandan, bu süreç küresel enerji piyasalarını da etkileyebilir; İran’ın yaptırımlar altındaki petrol ihracatının serbestleşmesi, arz fazlası yaratarak fiyatları aşağı çekebilir. Ancak uzmanlar, İran’ın nükleer dosyası ve ABD yaptırımlarının henüz tam olarak kalkmamış olması nedeniyle bu normalleşmenin sınırlı kalacağını vurguluyor.
Irak ve Umman gibi ülkeler arabuluculuk çabalarını sürdürürken, Katar da İran ile Batı arasında bir iletişim kanalı olarak işlev görebilir. Müzakerelerin başarılı olması halinde, Suriye’deki gerilimin azalması veya Lübnan’daki siyasi krizin çözümü gibi yan etkiler de görülebilir. Ancak birçok gözlemci, İran ile Suudi Arabistan arasındaki ideolojik ve jeopolitik rekabetin tamamen ortadan kalkmasının kolay olmayacağını düşünüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran ve Körfez ülkeleriyle ayrı ayrı geliştirdiği ilişkileri dengelemeye çalışıyor. Suudi Arabistan-İran yakınlaşması, Ankara’nın bölgedeki manevra alanını daraltabilir zira Türkiye, Katar ve Suudi Arabistan arasındaki rekabetten faydalanıyordu. Normalleşme, Türkiye’nin enerji ithalatında çeşitlendirme çabalarını da etkileyebilir; İran doğal gazının dünya piyasalarına açılması, Türkiye’nin enerji merkezi olma hedefini güçlendirebilir. Öte yandan, Suudi Arabistan’ın bölgede artan nüfuzu, Türkiye’nin Müslüman Kardeşler politikasıyla çelişebilir. Ancak Türkiye, İran ile ortak enerji projeleri ve sınır güvenliği konularında işbirliğini sürdürürken, Körfez ülkeleriyle de savunma sanayii ve ticaret alanında bağlarını korumayı hedefliyor.