Suudi Arabistan'ın on yıllık Yemen politikası, zaman, para ve zorlayıcı gücün sabırla ve stratejik olarak uygulanmasının er ya da geç Husileri bastırmak veya en azından Riyad'ın şartlarında bir anlaşmaya zorlamak için yeterli kaldıraç yaratacağı varsayımına dayanıyordu. Ancak son iki haftada bu stratejinin tamamen çöktüğü ortaya çıktı. Suudi liderliğindeki koalisyonun Husilere karşı yürüttüğü askeri kampanya, hem sahadaki askeri başarısızlıklar hem de diplomatik izolasyon nedeniyle ağır darbe aldı. Riyad, bir yandan İran'ın desteklediği Husilerle mücadele ederken, diğer yandan iç ekonomik sorunlar ve azalan petrol gelirleriyle boğuşuyor.
Suudi Stratejisinin Arka Planı ve Çöküşü
Suudi Arabistan, 2015 yılında Yemen'deki meşru hükümeti desteklemek ve İran yanlısı Husileri geri püskürtmek amacıyla askeri müdahale başlattı. Bu müdahale, hava saldırıları, deniz ablukası ve yerel müttefiklere verilen destekle şekillendi. Riyad, modern silahlar ve istihbarat üstünlüğüyle kısa sürede zafer kazanacağını düşünüyordu. Ancak Husiler, dağlık arazide gerilla taktikleriyle direndi ve zamanla balistik füze ve insansız hava araçlarıyla Suudi topraklarına ve körfezdeki stratejik hedeflere saldırılar düzenledi.
Suudi ekonomisi, bu savaşın maliyeti altında ezildi. 2014'te 750 milyar doları aşan döviz rezervleri, 2020'lerin başında 450 milyar doların altına düştü. Petrol fiyatlarındaki dalgalanmalar ve Kovid-19 salgını, Riyad'ın mali kapasitesini daha da kısıtladı. Ülke, Vizyon 2030 adlı ekonomik dönüşüm programını finanse etmekte zorlanırken, Yemen savaşı yılda milyarlarca doları yutuyordu. Ayrıca, Suudi liderliğindeki koalisyona katılan Birleşik Arap Emirlikleri gibi ortaklar, kendi çıkarları doğrultusunda hareket ederek zamanla Yemen'den çekilme veya farklı grupları destekleme yoluna gitti.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Husilerin askeri kapasitesi, İran'dan aldığı destekle giderek arttı. İran, Husilere balistik füze, insansız hava aracı ve deniz mayını gibi ileri teknoloji silahlar sağladı. Bu silahlar, Suudi Arabistan'ın güney bölgelerine ve Kızıldeniz'deki uluslararası deniz trafiğine ciddi tehdit oluşturdu. 2019'da Suudi Aramco tesislerine yapılan saldırı, küresel petrol arzının yüzde 5'ini geçici olarak durdurdu ve Suudi savunma sistemlerinin yetersizliğini gözler önüne serdi.
Uluslararası toplum, Yemen'deki insani krizi sık sık gündeme getirdi. Birleşmiş Milletler, ülkedeki iç savaşın milyonlarca insanı açlık ve hastalıkla karşı karşıya bıraktığını raporladı. Suudi Arabistan ve koalisyon ortakları, sivil kayıplar nedeniyle insan hakları örgütleri ve Batılı müttefikler tarafından eleştirildi. ABD, özellikle Biden yönetimi döneminde, Suudi Arabistan'a yönelik silah satışlarını kısıtladı ve Yemen savaşına desteğini azalttı. Bu durum, Riyad'ın askeri operasyonlarını sürdürmesini zorlaştırdı.
Diplomatik alanda ise Suudi Arabistan, Husilerle doğrudan görüşmelere başladı. 2023'te Çin'in arabuluculuğuyla Suudi Arabistan ve İran arasında varılan anlaşma, bölgesel gerilimi düşürme yönünde bir adım olsa da, Husiler üzerindeki İran etkisini tamamen ortadan kaldırmadı. Riyad, Husileri meşru bir aktör olarak tanımaya ve ateşkes görüşmelerine başlamaya zorlandı. Ancak Husiler, Suudi Arabistan'ın iç bölgelerine yönelik saldırılarını sürdürerek Riyad'ın zayıflığını gösterdi.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Suudi Arabistan'ın Yemen stratejisinin çöküşü, Türkiye'nin bölgesel dengeleri yeniden değerlendirmesi gerektiğini gösteriyor. Türkiye, Yemen'deki krize insani yardım ve diplomatik çözüm çağrılarıyla yaklaşmış, askeri bir taraf olmaktan kaçınmıştır. Riyad'ın zayıflaması, Katar ve BAE gibi bölgesel aktörlerin etkisini artırabilir; bu da Türkiye'nin Körfez politikasında yeni ittifaklar ve denge arayışlarını gündeme getirebilir. Ayrıca, Husilerin Kızıldeniz'deki saldırıları, Türkiye'nin Süveyş Kanalı üzerinden yaptığı deniz ticaretini olumsuz etkileyebilir. Enerji fiyatlarındaki olası dalgalanmalar, Türkiye'nin enerji ithalat maliyetlerini artırabilir. Türkiye, Yemen'de kalıcı bir ateşkes ve siyasi çözüm için İran ve Suudi Arabistan arasında denge gözeterek diplomatik girişimlerini sürdürmelidir.