Suudi Arabistan, Yemen'deki Husilerle savaşın tırmanmasıyla birlikte kritik askeri ve stratejik kararlarla karşı karşıya. Riyad yönetimi, analistlere göre bir dizi askeri seçeneğe sahip ancak bu seçeneklerin tümü ciddi riskler barındırıyor. Son haftalarda Husilerin Suudi topraklarına yönelik füze ve insansız hava aracı saldırılarını artırması, Riyad'ı yeni bir askeri strateji belirlemeye zorluyor.
Gelişmenin Arka Planı
Yemen'de 2014'ten bu yana devam eden çatışma, Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyonun 2015'te başlattığı askeri müdahaleyle daha da derinleşti. İran destekli Husi milisleri, son dönemde Suudi Arabistan'ın güney bölgelerine ve kritik petrol tesislerine yönelik saldırılarını yoğunlaştırdı. 2019'da Abqaiq ve Khurais petrol tesislerine düzenlenen saldırılar, Suudi petrol üretiminin yarısını geçici olarak durdurmuştu. Bu tür saldırılar, Riyad'ın ekonomik ve güvenlik çıkarlarını doğrudan tehdit ediyor.
Suudi Arabistan'ın önündeki askeri seçenekler arasında, Husilere karşı daha geniş çaplı hava operasyonları düzenlemek, Yemen'in stratejik liman kentlerine yönelik deniz ablukasını sıkılaştırmak veya Husilerin elindeki bölgelere yönelik kara harekâtı seçenekleri bulunuyor. Ancak analistler, bu seçeneklerin her birinin ayrı ayrı riskler taşıdığını vurguluyor. Hava operasyonları sivil kayıpları artırabilir ve uluslararası tepkiyi çekebilir; deniz ablukası insani krizi derinleştirebilir; kara harekâtı ise Suudi ordusunu uzun süreli bir çatışmaya sürükleyebilir.
Ayrıca, Suudi Arabistan'ın ekonomik olarak da zor bir dönemde olduğu belirtiliyor. Düşen petrol fiyatları ve Kovid-19 salgınının etkileriyle mücadele eden Riyad, savunma harcamalarını artırmakta zorlanabilir. Veliaht Prens Muhammed bin Selman'ın 2030 Vizyonu kapsamında ekonomik çeşitlendirme hedefleri, uzun süreli bir savaşın getireceği mali yükü kaldıramayabilir.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Yemen savaşı, bölgesel bir vekalet savaşına dönüşmüş durumda. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri, Husilere karşı koalisyonu desteklerken; İran, Husileri silah ve finansal olarak destekliyor. Bu durum, Orta Doğu'da Sünni-Şii ekseninde bir gerilim hattı oluşturuyor. ABD, Suudi Arabistan'a istihbarat ve lojistik destek sağlasa da, özellikle Biden yönetimi döneminde Suudi Arabistan'a yönelik silah satışlarında kısıtlamalar getirilmişti. Ancak son dönemde ABD'nin bölgedeki askeri varlığını gözden geçirdiği ve Suudi Arabistan ile ilişkileri dengelemeye çalıştığı görülüyor.
Birleşmiş Milletler, Yemen'deki insani krizin dünyanın en büyük insani felaketlerinden biri olduğunu belirtiyor. Milyonlarca Yemenli açlık ve hastalıkla mücadele ediyor. Suudi Arabistan'ın askeri seçenekleri, bu insani durumu daha da kötüleştirebilir ve uluslararası kamuoyunda Riyad'a yönelik eleştirileri artırabilir. Ayrıca, Husilerin saldırıları, Kızıldeniz'deki uluslararası deniz ticaretini de tehdit ediyor; bu da küresel enerji arz güvenliği açısından endişe yaratıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Yemen'deki çatışmanın tırmanması, Türkiye'nin bölgesel güvenlik ve ekonomik çıkarlarını yakından ilgilendiriyor. Türkiye, Suudi Arabistan ile son dönemde ilişkilerini normalleştirme sürecinde. Ancak Yemen savaşının uzaması, Kızıldeniz ve Babülmendep Boğazı'ndaki istikrarsızlığı artırarak Türkiye'nin deniz ticaret yollarını olumsuz etkileyebilir. Ayrıca, İran'ın Husiler üzerindeki etkisi, Türkiye'nin İran ile olan karmaşık ilişkilerini de etkileyebilir. Türkiye, bölgede diplomatik çözüm arayışlarını desteklerken, insani yardımlar konusunda da aktif rol almayı sürdürüyor. Suudi Arabistan'ın askeri seçenekleri, bölgesel gerilimi artırarak Türkiye'nin güvenlik çevresini daha da karmaşık hale getirebilir.