Esed rejiminin devrilmesinin ardından İsrail'in Suriye'nin güneyini işgal etmesi ve düzenlediği saldırılar, Şam yönetiminin Tel Aviv ile diplomasi kurma çabalarını test ediyor. Suriye'nin yeni liderliği, işgal altındaki toprakların geri alınması ve egemenliğin korunması için diplomatik yolları zorlarken, bu stratejinin uzun vadede sürdürülebilirliği bölgesel ve uluslararası aktörler tarafından yakından izleniyor.
Esed Sonrası Suriye'de Yeni Denge Arayışı
Beşşar Esed'in devrilmesi, Ortadoğu'da köklü bir değişimi tetikledi. İktidar boşluğunu doldurmaya çalışan Suriye'nin yeni yönetimi, bir yandan ülke içindeki istikrarı sağlamaya çalışırken diğer yandan dış politikada zorlu bir denge kurma mücadelesi veriyor. Özellikle İsrail, Esed'in düşüşünden bu yana Suriye topraklarına yönelik hava saldırılarını yoğunlaştırdı ve ülkenin güneyinde tampon bölge oluşturduğunu açıkladı. Bu durum, Suriye'nin toprak bütünlüğü ve egemenliği açısından ciddi bir tehdit oluşturuyor.
Suriye yönetimi, İsrail'in bu saldırgan tutumuna karşı askeri bir yanıt yerine diplomatik bir yaklaşım benimsemiş görünüyor. Şam, uluslararası topluma ve Arap ülkelerine çağrıda bulunarak İsrail'in işgalini kınayan kararlar çıkarılmasını ve Suriye topraklarından koşulsuz çekilmesini talep ediyor. Bu strateji, iç savaşla harap olmuş ülkenin daha fazla çatışmaya girmek istememesinden kaynaklanıyor. Ancak uzmanlar, İsrail'in güvenlik endişelerini gerekçe göstererek bölgede kalıcı olma niyetinde olduğunu ve bu durumun Suriye'nin diplomatik manevra alanını daralttığını belirtiyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Arap Normalizasyonu ve İran Faktörü
Suriye'nin İsrail ile diplomatik ilişki kurma çabaları, Arap dünyasında İsrail ile normalleşme sürecinin yaşandığı bir döneme denk geliyor. Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn ve Fas gibi ülkeler İsrail ile ilişkilerini normalleştirirken, Suudi Arabistan'ın da bu yönde adımlar atabileceği konuşuluyor. Bu bağlamda Suriye'nin İsrail'e yönelik ılımlı yaklaşımı, Arap kamuoyunda tepki çekse de bölgesel dinamiklerle uyumlu görünüyor. Ancak İran'ın Suriye'deki etkisinin azalması, Şam'ın Tel Aviv ile diyalog kurmasını kolaylaştıran bir faktör olarak öne çıkıyor.
Öte yandan Rusya ve ABD'nin Suriye üzerindeki etkisi devam ediyor. Moskova, Esed sonrası süreçte Suriye'deki askeri varlığını koruyarak etkisini sürdürmeye çalışırken, Washington'un yeni yönetimi de bölgede istikrarı sağlama adına diplomatik girişimlerde bulunuyor. İsrail'in Suriye'deki operasyonları ise bu iki güç arasında gerilime yol açıyor. Özellikle Rusya, İsrail'in saldırılarını kınarken, ABD'nin İsrail'e verdiği destek nedeniyle açık bir tutum sergilemekten kaçınıyor. Bu durum, Suriye'nin diplomatik çabalarının başarıya ulaşmasını zorlaştırıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Suriye'nin İsrail ile diplomatik ilişki kurma çabaları, Türkiye'nin bölgesel politikaları açısından kritik bir önem taşıyor. Ankara, Suriye'nin toprak bütünlüğüne ve egemenliğine verdiği desteği sıklıkla vurguluyor. İsrail'in Suriye'nin güneyini işgal etmesi, Türkiye'nin kuzeydeki sınır güvenliği kaygılarıyla birleşince, Türkiye'nin bölgedeki nüfuz mücadelesinde yeni bir cephe açıyor. Ayrıca Türkiye, Rusya ve İran ile yürüttüğü Astana sürecinde Suriye'nin geleceği konusunda söz sahibi olmaya çalışırken, İsrail'in bölgedeki askeri faaliyetleri bu süreci olumsuz etkileyebilir. Türkiye'nin, Suriye'nin egemenliğinin korunması ve kalıcı istikrarın sağlanması için diplomatik girişimlerini artırması bekleniyor. Bu gelişmeler, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki çıkarları ve göç politikası üzerinde de derin etkiler yaratabilir.