Suriye'nin güneyinde yer alan Süveyda vilayetinde, Dürzi çoğunluğun oluşturduğu yerel yönetim ile Şam'daki Suriye hükümeti arasındaki siyasi kilitlenme devam ediyor. ABD'nin, Suriye'ye yönelik politikasında İsrail ile arasında farklılıklar olduğu sinyalini vermesi, bölgedeki dengelerin yeniden şekillenebileceğine işaret ediyor. Süveyda, 2011'den bu yana süren iç savaşta görece istikrarlı kalmış olsa da, son dönemde yerel aktörlerin talepleri ve dış müdahalelerle yeni bir kırılganlık dönemine girdi.
Gelişmenin Arka Planı
Süveyda vilayeti, Suriye nüfusunun yaklaşık yüzde 3'ünü oluşturan Dürzi toplumunun en yoğun yaşadığı bölge. Dürziler, tarihsel olarak Şam yönetimine mesafeli durmuş, iç savaş boyunca büyük ölçüde tarafsız kalmayı tercih etmişti. Ancak ekonomik çöküş, temel hizmetlerin yetersizliği ve yerel taleplerin karşılanmaması, 2023'ten itibaren bölgede kitlesel protestolara yol açtı. Göstericiler, Şam'ın atadığı valinin görevden alınmasını, güvenlik güçlerinin bölgeden çekilmesini ve daha fazla özerklik verilmesini talep ediyor.
Suriye hükümeti ise Süveyda üzerindeki kontrolünü kaybetmemek için sert tedbirler alıyor; zaman zaman iletişimi kesiyor, güvenlik operasyonları düzenliyor. Birleşmiş Milletler ve insan hakları örgütleri, bölgede artan gerginliğe ve insani durumun kötüleşmesine dikkat çekiyor. Dürzi dini liderlerin çağrılarıyla başlayan protestolar, zamanla siyasi bir harekete dönüşerek Suriye hükümeti için ciddi bir meşruiyet sorunu haline geldi.
ABD'nin tutumu ise kritik bir önem taşıyor. Washington, Suriye'nin kuzeydoğusunda PKK/YPG'nin kontrolündeki bölgelerde asker bulunduruyor ve Esad rejimine yönelik yaptırımları sürdürüyor. Son açıklamalar, ABD'nin Suriye'nin güneyindeki gelişmelere daha fazla ilgi gösterdiğini ve İsrail'in bölgedeki artan saldırılarından rahatsız olduğunu gösteriyor. ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, "Suriye'nin toprak bütünlüğünü destekliyoruz ve tüm tarafları itidal çağrısı yapıyoruz" derken, İsrail'in Suriye'deki hedeflere yönelik operasyonlarının bölgesel istikrarı riske attığını ima etti.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İsrail, Suriye'de İran bağlantılı gruplara ve silah sevkiyatlarına yönelik sık sık hava saldırıları düzenliyor. Bu saldırılar, Suriye hava savunma sistemlerini hedef alıyor ve zaman zaman sivil kayıplara yol açıyor. İsrail hükümeti, İran'ın Suriye'deki varlığını kendi güvenliği için "kırmızı çizgi" olarak nitelendiriyor. Ancak ABD, İsrail'in bu operasyonlarının Suriye'deki kırılgan dengeleri daha da bozabileceğinden ve Dürzi toplum gibi yerel aktörleri radikalleştirebileceğinden endişe ediyor.
Öte yandan, Süveyda'daki kilitlenme, Suriye rejiminin ülke genelindeki kontrolünün ne kadar sınırlı olduğunu gözler önüne seriyor. Rusya ve İran, rejime destek verirken, Türkiye sınır bölgelerinde ve muhalif gruplar üzerinde etkisini sürdürüyor. Dürzi liderler, son dönemde Ürdün ve Suudi Arabistan gibi bölge ülkeleriyle temaslarını artırarak dış destek arayışında. Bu durum, Suriye'de yeni bir vekalet çatışması potansiyelini beraberinde getiriyor.
ABD'nin İsrail'den farklılaşan söylemi, Biden yönetiminin Orta Doğu'da daha dengeli bir politika izleme çabası olarak yorumlanıyor. Washington, İsrail'in güvenlik kaygılarını kabul etmekle birlikte, Suriye'deki istikrarsızlığın IŞİD'in yeniden güç kazanmasına yol açabileceğinden ve insani krizin derinleşebileceğinden korkuyor. ABD'nin Suriye özel temsilcisi, geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada, "Suriye'de kalıcı bir çözüm için tüm tarafların diyalog masasına oturması gerekiyor" dedi.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Suriye'deki istikrarsızlığın sınır güvenliği ve terörle mücadele açısından doğrudan etkilerini hissediyor. Süveyda'daki kilitlenme, Esad rejiminin zayıflığını göstererek Türkiye'nin Suriye politikasında yeni açılımlar yapmasına zemin hazırlayabilir. ABD ile İsrail arasındaki ayrışma, Türkiye'nin bölgesel denklemde manevra alanını genişletebilir. Ancak Dürzi toplumunun talepleri ve İran'ın varlığı, Türkiye'nin güney sınırında karmaşık bir tablo oluşturuyor. Türkiye, Suriye'nin toprak bütünlüğünü savunurken, PKK/YPG ile mücadelesini sürdürme ve mültecilerin güvenli dönüşünü sağlama hedefleri arasında denge kurmak zorunda. Bölgedeki gelişmeler, Ankara'nın ABD ve Rusya ile koordinasyonunu gerektiriyor.