Suudi Arabistan, Yemen'deki Husi isyancılarına karşı artan tehditlerle mücadele ederken, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ile uzun süredir gergin olan ilişkilerini onarmak için harekete geçti. Riyad yönetimi, bölgesel güvenlik ortamının kötüleşmesi ve Husilerin artan saldırıları karşısında diğer müttefiklerinden de destek sağlamaya çalışıyor. Bu yakınlaşma, Suudi Arabistan'ın ekonomik ve askeri baskılar altında müttefiklik ilişkilerini yeniden dengeleme çabası olarak yorumlanıyor.
İlişkilerdeki gerginliğin arka planı
Suudi Arabistan ile BAE arasındaki ilişkiler, özellikle 2015'te başlayan Yemen müdahalesi sonrasında inişli çıkışlı bir seyir izledi. İki ülke, Husilere karşı oluşturulan koalisyonda müttefik olsalar da, özellikle Yemen'in güneyinde izledikleri farklı stratejiler ve destekledikleri yerel gruplar nedeniyle zaman zaman karşı karşıya geldi. BAE, Yemen'in güneyinde ayrılıkçı Güney Geçiş Konseyi'ni desteklerken, Suudi Arabistan uluslararası alanda tanınan Yemen hükümetine desteğini sürdürdü. Bu farklılık, 2019'da Riyad ve Abu Dabi arasında açık bir rekabete dönüştü.
Son dönemde ise Husilerin Suudi Arabistan'ın güney bölgelerine yönelik füze ve insansız hava aracı saldırıları arttı. Bu saldırılar, Suudi Arabistan'ın askeri ve ekonomik altyapısını hedef alarak Riyad'ı zor durumda bıraktı. Ayrıca, küresel enerji piyasalarında yaşanan dalgalanmalar ve Suudi Arabistan'ın ekonomik çeşitlendirme programı (Vizyon 2030) kapsamında artan mali ihtiyaçları, ülkeyi bölgesel müttefikleriyle ilişkilerini güçlendirmeye itiyor. BAE ise bölgede artan ekonomik ve askeri nüfuzuyla Suudi Arabistan için vazgeçilmez bir ortak konumunda.
Diplomatik kaynaklara göre, son haftalarda iki ülke arasında üst düzey ziyaretler ve istihbarat paylaşımı konusunda somut adımlar atıldı. Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile BAE Devlet Başkanı Muhammed bin Zayid el-Nahyan arasında yapılan görüşmelerde, Husilere karşı ortak bir strateji geliştirilmesi ve askeri işbirliğinin derinleştirilmesi ele alındı. Ayrıca, iki ülkenin ekonomik ilişkilerini çeşitlendirme ve yatırım ortaklıklarını artırma konusunda da mutabık kaldığı belirtiliyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Suudi Arabistan-BAE yakınlaşması, sadece ikili ilişkiler açısından değil, bölgesel güç dengeleri açısından da önemli sonuçlar doğurabilir. İran'ın bölgedeki etkisini artırma çabaları, Husiler aracılığıyla Suudi Arabistan ve BAE'yi tehdit ediyor. Bu tehdit, iki ülkeyi ortak hareket etmeye zorluyor. Öte yandan, ABD'nin bölgeden asker çekme eğilimi ve Rusya-Çin'in bölgede artan etkinliği, Körfez ülkelerini kendi güvenliklerini sağlama konusunda daha fazla işbirliğine itiyor.
BAE, son yıllarda dış politikasında daha bağımsız bir çizgi izleyerek, Suudi Arabistan'ın ötesinde farklı aktörlerle ilişkiler geliştirdi. Ancak Husilerin artan saldırıları ve bölgesel istikrarsızlık, Abu Dabi'yi de Riyad ile daha yakın çalışmaya mecbur bırakıyor. İki ülkenin enerji politikaları da bu yakınlaşmada etkili: Suudi Arabistan ve BAE, OPEC+ içinde petrol üretim kotaları konusunda zaman zaman farklı görüşler dile getirse de, küresel enerji piyasalarında istikrarı sağlama konusunda ortak çıkarlara sahip.
Uluslararası toplum, Suudi Arabistan ve BAE'nin Husilere karşı ortak bir cephe oluşturmasını, Yemen'deki insani krizin daha da derinleşmesi açısından endişeyle izliyor. Birleşmiş Milletler, Yemen'deki çatışmanın siyasi bir çözümle sonlandırılması için çağrılarını sürdürüyor. Ancak, iki Körfez ülkesinin askeri işbirliğini derinleştirmesi, çatışmanın daha da uzamasına yol açabilir. Bölgesel uzmanlar, Suudi Arabistan ve BAE'nin Husiler konusunda ortak bir strateji belirlemesinin, Yemen'deki savaşın seyrini değiştirebileceğini belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Suudi Arabistan ve BAE'nin Husilere karşı yakınlaşması, Türkiye'nin bölgesel çıkarları açısından dikkatle izlenmesi gereken bir gelişme. Türkiye, Yemen'deki çatışmada taraf olmamakla birlikte, bölgedeki istikrarsızlığın Kızıldeniz ve Aden Körfezi'ndeki ticaret yollarını tehdit etmesi nedeniyle enerji ve ticaret güvenliği açısından endişeli. Ayrıca, Körfez ülkeleriyle ekonomik ve siyasi ilişkilerini geliştiren Türkiye, Suudi Arabistan ve BAE arasındaki işbirliğinin güçlenmesini, bölgesel denge açısından olumlu karşılayabilir. Ancak, bu yakınlaşmanın İran karşıtı bir bloklaşmaya dönüşmesi, Türkiye'nin bölgedeki denge politikasını zorlaştırabilir. Türkiye, Yemen'deki insani krizin çözümü için siyasi diyalog çağrısını sürdürürken, Körfez ülkeleriyle ilişkilerini de bu yeni dinamikler ışığında şekillendirmek durumunda.