Suriye’nin kuzeydoğusunda, Haseke vilayetine bağlı Roj Kampı’nda yaşayan IŞİD bağlantılı kadınlar ve çocuklar, güvenlik güçleri tarafından giderek ağırlaşan istismar, keyfi gözaltı ve temel hizmetlerden mahrum bırakılma gibi ihlallere maruz kalıyor. Uluslararası insan hakları örgütleri ve kamp sakinleri, bölgede ‘korku, panik ve bitkinlik’ ortamının hâkim olduğunu belirtirken, Ağustos 2023’ten bu yana en az 10 kadının kampa giriş-çıkış yasakları ve tıbbi yardım eksikliği nedeniyle hayatını kaybettiği bildiriliyor.
Kamp koşulları ve yeni uygulamalar
Roj Kampı, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) denetiminde olup, burada yaklaşık 2.000’i yabancı uyruklu toplam 3.500 civarında IŞİD militanının eşi ve çocuğu barınıyor. SDG’nin kamp yönetimi, geçen yıl ekim ayından itibaren ‘güvenlik endişeleri’ gerekçesiyle yeni önlemler uygulamaya başladı. Bu önlemler arasında, kadınların haftada yalnızca iki saat kamp içinde serbestçe dolaşmalarına izin verilmesi, kalan sürede belirlenen konteynerlerde kalmaya zorlanmaları ve dışarıdan gelen tıbbi yardım ekiplerinin kampa girişinin kısıtlanması yer alıyor.
Ayrıca, kamp yönetiminin, kadınları ‘radikalleşmeyi önleme’ adı altında zorunlu dini eğitime tabi tuttuğu ve eğitimleri reddedenlere yiyecek yardımı kısıtlaması uyguladığı belirtiliyor. Kamp sakinleri, kadınların sık sık sorguya çekildiğini ve itiraf almak için çeşitli yöntemler kullanıldığını ifade ediyor. İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) yetkilileri, bu uygulamaların uluslararası hukuka aykırı olduğunu ve sistematik bir baskı politikasına dönüştüğünü vurguluyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Roj Kampı’ndaki durum, IŞİD sonrası Suriye’nin geleceğine ilişkin belirsizliği de yansıtıyor. ABD öncülüğündeki koalisyon güçleri ve SDG, IŞİD’in yeniden canlanmasının önlenmesi amacıyla kampları sıkı güvenlik önlemleriyle yönetse de, bu politikalar insani krizi derinleştiriyor. Birleşmiş Milletler, sürekli olarak kampların ‘zamanla patlayacak bomba’ haline geldiği uyarısı yapıyor.
Yabancı uyruklu kadın ve çocukların ülkelerine geri gönderilmesi meselesi de tartışmaların odağında. Avrupa ülkeleri başta olmak üzere birçok devlet, güvenlik gerekçeleri ve kamuoyu baskısı nedeniyle geri dönüşleri yavaşlatırken, Irak gibi bazı ülkeler kendi vatandaşlarını kabul ediyor. Bu durum, insani hukuk ile güvenlik kaygıları arasındaki hassas dengeyi bir kez daha gündeme taşıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Roj Kampı, Türkiye’nin IŞİD ve PKK/YPG ile mücadelesinde kritik bir noktada bulunuyor. Kamp SDG kontrolünde olduğu için, Ankara bu bölgeyi doğrudan tehdit olarak görmese de, kamplardan kaçan IŞİD militanlarının Türkiye sınırına sızma riski ve SDG’nin bu kampları yönetme kapasitesi endişe yaratıyor. Ayrıca, yabancı savaşçı sorununun çözümsüz kalması, Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyinde kurmak istediği istikrar ortamını zayıflatabilir. Bu nedenle, uluslararası toplumun kamplara yönelik politikaları, Türk dış politikası ve sınır güvenliği açısından yakından izleniyor.