Gazze Şehri'nin batısında düzenlenen bir İsrail hava saldırısının ardından enkazda arama çalışması yürüten Filistinli sakinler, yıkıntılar arasında anne karnındaki bir bebeğin cenazesine ulaştı. Olay, İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik saldırılarının sürdüğü bir dönemde yaşandı. Görgü tanıkları, saldırının gece geç saatlerde meydana geldiğini ve enkaz altında kalan ailenin kurtarılması için bölgede toplanan kalabalığın gözyaşları içinde olduğunu aktardı.
İsrail ordusu, saldırıya ilişkin henüz resmi bir açıklama yapmadı. Ancak Gazze'deki Sağlık Bakanlığı yetkilileri, son 24 saatte en az 40 Filistinlinin hayatını kaybettiğini, yaralı sayısının ise 100'ün üzerinde olduğunu duyurdu. Saldırıların özellikle sivil yerleşim alanlarını hedef alması, uluslararası toplumda geniş yankı uyandırdı.
Gelişmenin arka planı
İsrail güçleri, yaklaşık bir yıldır süren çatışmalarda Gazze'nin kuzeyinde ve batısında yoğun bir kara ve hava harekâtı yürütüyor. Birleşmiş Milletler verilerine göre, şu ana kadar 40 binden fazla Filistinli hayatını kaybetti; bunların çoğu kadın ve çocuklardan oluşuyor. Bu tablo, İsrail'in 'terörle mücadele' gerekçesiyle yaptığı saldırıların orantısızlığı konusundaki uluslararası eleştirileri artırıyor.
Gazze'deki altyapı neredeyse tamamen çökmüş durumda. Hastaneler yetersiz, temiz su ve gıda erişimi kısıtlı. Bu hafta yayımlanan bir BM raporu, Gazze nüfusunun yüzde 80'inin yerinden edildiğini ve insani krizin 'felaket boyutuna' ulaştığını belirtiyor. Anne karnındaki bebeğin ölümü, bu trajedinin en acı örneklerinden biri olarak kayıtlara geçti.
Bölgesel ve küresel boyut
Bu olay, sadece bölgesel değil, küresel ölçekte tepkilere yol açtı. Mısır ve Katar arabuluculuğunda yürütülen ateşkes müzakereleri, İsrail'in saldırıları nedeniyle defalarca kesintiye uğradı. Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu hakkında savaş suçu gerekçesiyle tutuklama emri çıkarması, diplomatik gerilimi daha da artırdı. Öte yandan İran, Hizbullah ve Yemen'deki Husiler, İsrail'e yönelik baskılarını sürdürüyor; bu durum, geniş çaplı bir bölgesel çatışma riskini gündemde tutuyor.
Washington'un İsrail'e verdiği askeri destek, insani krizin derinleşmesinden birincil derecede sorumlu tutuluyor. ABD yönetimi, son olarak ateşkes çağrısı yapmış ancak İsrail'e F-35 savaş uçağı satışını onaylamıştı. Bu çelişki, uluslararası kamuoyunda 'çifte standart' olarak yorumlanıyor. Rusya ve Çin ise BM Güvenlik Konseyi'nde İsrail'i kınayan karar tasarılarını veto eden ABD'yi eleştiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin Filistin meselesindeki tahammülünü zorlayacak nitelikte. Ankara, daha önce İsrail'le ticari ilişkileri askıya almış ve Hamas lideri İsmail Haniye'nin öldürülmesinin ardından sert açıklamalar yapmıştı. Türkiye, Gazze'de kalıcı ateşkes için yoğun diplomatik çaba yürütüyor; ancak İsrail'in saldırıları, Ankara'nın 'İsrail'i uluslararası hukuka uymaya zorlama' stratejisini sekteye uğratıyor. Bu süreç, Türkiye'nin bölgedeki nüfuzunu ve müttefiklik ilişkilerini test ederken, Ankara'nın Filistin davasına verdiği desteği daha da güçlendirebilir. Türkiye'nin insani yardım koridorları ve kriz diplomasisi, bu tür trajedilerin yaşanmaması için uluslararası topluma çağrıda bulunmayı sürdürecek.