Şam yönetimi, Kolombiya'nın işgal altındaki Golan Tepeleri üzerinde İsrail egemenliğini tanıma kararını Birleşmiş Milletler'e (BM) taşıdı. Suriye Dışişleri Bakanlığı'nın BM Genel Sekreteri ve Güvenlik Konseyi'ne gönderdiği mektupta, Bogota'nın bu adımının uluslararası hukuku ihlal ettiği ve bölgedeki istikrarı tehdit ettiği belirtildi. Karar, sağ eğilimli yeni Devlet Başkanı Abelardo de la Espriella liderliğindeki Kolombiya hükümetinin dış politikada köklü bir dönüşüme imza attığını gösteriyor.
Petro Döneminden Sapma: Kolombiya'nın Ortadoğu Politikasında Dönüm Noktası
Kolombiya'nın bu kararı, eski Devlet Başkanı Gustavo Petro'nun izlediği politikaların tam tersi niteliğinde. Petro, görev süresi boyunca Filistin davasına verdiği destekle biliniyordu; İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırılarını kınamış, hatta İsrail ile diplomatik ilişkileri kesmişti. Espriella'nın seçilmesiyle birlikte Kolombiya, İsrail ile bağlarını onarmaya ve Orta Doğu'da yeni ittifaklar kurmaya başladı. Golan Tepeleri'nin tanınması, bu eksen kaymasının en somut göstergesi olarak değerlendiriliyor.
Uzmanlara göre Espriella, Latin Amerika'da yükselen sağ dalganın bir parçası olarak İsrail ve ABD ile daha yakın ilişkiler kurmayı hedefliyor. Bu bağlamda, Golan kararı yalnızca sembolik bir jest değil; aynı zamanda Kolombiya'nın Batı blokuna entegrasyon çabasının bir parçası. Ancak bu hamle, Suriye'nin yanı sıra Arap dünyasında da tepkiyle karşılandı. Arap Birliği, Kolombiya'nın kararını kınayan açıklamalar yaparken, İslam İşbirliği Teşkilatı da benzer bir duruş sergiledi.
BM Güvenlik Konseyi'nin 1981 tarihli 497 sayılı kararı, İsrail'in Golan Tepeleri'ni ilhakını yasadışı ilan etmiş ve tanınmaması çağrısında bulunmuştu. Suriye'nin mektubunda bu karara atıfta bulunularak, Kolombiya'nın tutumunun BM şartlarına ve uluslararası hukuka aykırı olduğu vurgulandı. Şam yönetimi, bu durumun Ortadoğu barış sürecine geri dönüşü olmayan zararlar verebileceği uyarısında bulundu.
Bölgesel ve Küresel Yansımalar: Golan Meselesi ve Uluslararası Hukuk
Golan Tepeleri, 1967 Arap-İsrail Savaşı'ndan bu yana İsrail işgali altında. İsrail, 1981'de bölgeyi tek taraflı olarak ilhak ettiğini açıklamış ancak bu karar uluslararası toplum tarafından tanınmamıştı. ABD, eski Başkan Donald Trump döneminde 2019'da ilk kez Golan'da İsrail egemenliğini resmen tanıyan ülke oldu. Kolombiya'nın bu adımı, ABD'den sonra ikinci ülke olarak tarihe geçti; ancak Espriella yönetimi bu tanımayı yaparken, bunun ticari ve diplomatik faydalar sağlayabileceğini hesaplamış olabilir.
Uluslararası hukuk açısından, bir devletin başka bir devletin toprak kazanımını tanıması, kuvvet kullanımı yoluyla toprak ediniminin yasaklandığı BM Şartı'na aykırıdır. Bu nedenle Suriye'nin şikayeti, uluslararası mahkemelerde de yankı bulabilir. Bazı hukukçular, Kolombiya'nın kararının bağlayıcı olmadığını ancak benzer kararların önünü açabileceğine dikkat çekiyor. Özellikle İsrail'in, işgal altındaki Batı Şeria'da yerleşimleri genişlettiği bir dönemde bu tür tanımaların, uluslararası toplumun Filistin davasına verdiği desteği zayıflatabileceği endişesi dile getiriliyor.
Kolombiya'nın bu hamlesi, Latin Amerika'da da farklı yorumlara yol açtı. Brezilya ve Meksika gibi ülkeler Golan'ın İsrail egemenliğini tanımadıklarını açıklarken, Arjantin'in yakın zamanda benzer bir karar alıp almayacağı merak konusu. Sağcı liderlerin iktidara geldiği ülkelerde İsrail yanlısı politikaların artabileceği öngörülüyor. Öte yandan, bu durum Kolombiya'nın Arap dünyasıyla olan ekonomik ilişkilerini olumsuz etkileyebilir; özellikle enerji ve tarım sektörlerinde iş birliği yapan ülkelerin tepkisi bekleniyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Golan Tepeleri'nin İsrail egemenliğini tanımadığını ve bu bölgenin Suriye toprağı olduğunu açıkça ifade etmektedir. Kolombiya'nın bu kararı, uluslararası hukuka ve BM kararlarına aykırı bir emsal teşkil etmesi bakımından Türkiye tarafından da endişeyle karşılanmaktadır. Ankara, Suriye'nin toprak bütünlüğüne verdiği desteği sürdürmekte, bu tür tek taraflı tanımaların bölgesel istikrarı bozabileceğini vurgulamaktadır. Ayrıca, Türkiye'nin Filistin davasına verdiği destek göz önüne alındığında, Kolombiya'nın adımı, İsrail'in işgal politikalarını meşrulaştırma çabaları olarak değerlendirilmelidir. Bu gelişme, Türkiye'nin BM'de ve İslam İşbirliği Teşkilatı'nda bu tür kararlara karşı daha aktif bir diplomatik mücadele yürütmesi gerekliliğini ortaya koymaktadır.