Suriye'nin kuzeydoğusunda IŞİD'e karşı yürütülen mücadelenin sembolü haline gelen Suriye Demokratik Güçleri (SDG), kuruluşundan yaklaşık on yıl sonra dağıldığını açıkladı. Amerika Birleşik Devletleri'nin desteğiyle kurulan ve ağırlıklı olarak Kürt unsurlardan oluşan bu yapı, Suriye iç savaşının seyrini değiştiren en önemli aktörlerden biriydi. Yapılan açıklamada, SDG'nin görevini tamamladığı ve Suriye'nin yeni yönetimiyle entegrasyon sürecinin başladığı belirtildi. Bu karar, Suriye'nin kuzeyindeki güç dengelerini yeniden şekillendirirken, hem bölgesel aktörler hem de uluslararası toplum tarafından dikkatle izleniyor.
SDG'nin kuruluşu ve IŞİD'e karşı mücadeledeki rolü
Suriye Demokratik Güçleri, 2015 yılında Suriye'nin kuzeyinde, büyük ölçüde YPG (Halk Koruma Birlikleri) öncülüğünde ve ABD'nin askeri ve lojistik desteğiyle kuruldu. Amaç, IŞİD'in Suriye'deki varlığına son vermekti. SDG, Arap, Süryani ve Türkmen unsurları da bünyesine katarak geniş bir koalisyon görünümü kazandı. Özellikle 2017'de Rakka'nın ve 2019'da Bağuz'un IŞİD'den geri alınması, SDG'nin en bilinen operasyonları arasında yer aldı. Bu başarılar, SDG'yi uluslararası kamuoyunda meşru bir müttefik haline getirdi. Ancak SDG'nin omurgasını oluşturan YPG'nin PKK ile olan bağlantısı, Türkiye'nin sert tepkisine yol açtı. Türkiye, SDG'yi PKK'nın Suriye kolu olarak değerlendirerek, sınır güvenliği açısından tehdit olarak gördü. Bu durum, SDG'nin kuruluşundan itibaren bölgesel gerilimlerin merkezinde yer almasına neden oldu.
SDG'nin dağılma kararı, Esad rejiminin devrilmesinin ardından iktidara gelen yeni Suriye yönetimiyle yapılan müzakerelerin bir sonucu olarak yorumlanıyor. Yeni yönetimin, ülkenin kuzeyinde ayrı bir askeri yapılanmaya sıcak bakmaması ve merkezi otoriteyi tesis etmek istemesi, bu süreci hızlandırdı. Ayrıca, ABD'nin bölgeden çekilme sinyalleri vermesi ve müttefikleriyle ilişkilerini gözden geçirmesi, SDG'nin askeri ve siyasi geleceğini belirsizliğe itti. SDG'nin fesih kararı, bu belirsizlikler ortamında bir dönüm noktası olarak nitelendiriliyor.
Bölgesel ve küresel yansımalar
SDG'nin lağvedilmesi, Suriye'nin kuzeyindeki güç boşluğunu doldurma mücadelesini yeniden alevlendirdi. Bölgede Türkiye'nin desteklediği Suriye Milli Ordusu (SMO) ve Şam yönetimine bağlı güçler ile SDG'ye yakın unsurlar arasında yeni bir denklem oluşuyor. Bu durum, Suriye'nin toprak bütünlüğü ve siyasi geleceği açısından kritik bir önem taşıyor. Ayrıca, SDG'nin kontrolündeki hapishanelerde tutulan on binlerce IŞİD mensubunun durumu da akıllardaki soru işaretlerinden biri. Bu kişilerin kim tarafından ve nasıl yönetileceği, uluslararası güvenlik açısından hayati bir konu. Uzmanlar, bu geçiş sürecinin iyi yönetilememesi halinde IŞİD'in yeniden toparlanabileceği uyarısında bulunuyor.
Küresel ölçekte bakıldığında, ABD'nin Suriye politikasının yeniden şekillendiği görülüyor. Washington, uzun süredir SDG'yi IŞİD'le mücadelede ana ortak olarak destekliyordu. SDG'nin dağılması, ABD'nin bölgedeki askeri varlığının geleceğini de tartışmaya açtı. Rusya ve İran ise gelişmeleri yakından izliyor; bu ülkelerin Suriye'deki nüfuz mücadelesinde yeni dengeler oluşabilir. Ayrıca, İsrail'in İran destekli güçlere yönelik endişeleri ve Suriye'deki diğer aktörlerin tutumları, bu sürecin bölgesel istikrara etkisini belirleyecek faktörler arasında.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, SDG'nin feshedilmesini, sınır güvenliği açısından uzun süredir talep ettiği bir gelişme olarak memnuniyetle karşılayabilir. Ancak sürecin Türkiye'nin beklentilerine uygun şekilde ilerleyip ilerlemeyeceği belirsiz. Ankara, SDG'nin unsurlarının PKK ile bağlantısını kesmesi ve Suriye'nin kuzeyinde Türkiye'ye tehdit oluşturmaması konusunda ısrarcı. Yeni Suriye yönetimiyle kurulan diyalog, Türkiye'nin bu konudaki endişelerini gidermeye yönelik fırsatlar sunabilir. Ayrıca, ABD'nin bölgeden çekilmesi durumunda Türkiye'nin etkinliğinin artması beklenirken, bu durumun bölgesel istikrarı nasıl etkileyeceği dikkatle değerlendirilmeli. Türkiye'nin, Suriye'nin toprak bütünlüğü ve siyasi birliğinden yana olduğu biliniyor; bu çerçevede SDG'nin tasfiyesinin, Ankara'nın tezlerini güçlendirdiği söylenebilir.