Suriye, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ne (BMGK) yaptığı resmi başvuruda İsrail'i Orta Doğu'da barış ve istikrara yönelik 'en büyük tehdit' olarak nitelendirdi. Suriye'nin BM Daimi Temsilcisi İbrahim Olabi, perşembe günü konsey üyelerine hitaben yaptığı konuşmada, İsrail'in saldırgan politikalarının bölgenin istikrarı önündeki en ciddi tehlike olduğunu belirtti. Olabi, İsrail'in eylemlerinin uluslararası hukuku ihlal ettiğini ve bölgesel güvenliği tehdit ettiğini söyledi.
Gelişmenin arka planı
Suriye'nin BMGK'ya yaptığı bu açıklama, İsrail'in bölgedeki artan askeri faaliyetleri ve özellikle Suriye topraklarına yönelik saldırıları bağlamında geldi. İsrail, uzun süredir Suriye'deki İran bağlantılı hedeflere yönelik hava saldırıları düzenliyor. Suriye yönetimi, bu saldırıları egemenliğine tecavüz olarak değerlendiriyor ve uluslararası toplumu harekete geçmeye çağırıyor. Olabi, konuşmasında İsrail'in bölgedeki istikrarsızlaştırıcı rolüne dikkat çekerek, BMGK'nın sorumluluklarını yerine getirmesi gerektiğini vurguladı.
Suriye'nin BM Daimi Temsilcisi, İsrail'in saldırganlığının sadece Suriye'yi değil, tüm Orta Doğu'yu tehdit ettiğini belirtti. İsrail'in Golan Tepeleri'ndeki işgali ve Filistin topraklarındaki uygulamaları da bölgesel gerilimin ana kaynakları arasında gösteriliyor. Suriye, BMGK'ya yaptığı çağrıda, İsrail'e yönelik yaptırım ve caydırıcı önlemler alınmasını talep etti.
BM Güvenlik Konseyi'nde Suriye'nin bu girişimi, İsrail'in bölgedeki askeri operasyonlarının uluslararası platformda tartışılmasını sağladı. Ancak BMGK'nın daimi üyeleri arasındaki görüş ayrılıkları nedeniyle somut bir adım atılması zor görünüyor. ABD'nin İsrail'e verdiği destek, konseyde dengeyi İsrail lehine değiştiriyor. Rusya ve Çin ise Suriye'nin pozisyonuna daha yakın duruyor.
Bölgesel ve küresel boyut
İsrail'in Suriye'deki hedeflere yönelik saldırıları, İran'ın bölgedeki varlığını sınırlamaya yönelik bir stratejinin parçası. İsrail, İran'ın Suriye'de askeri üs kurmasını ve Lübnan Hizbullahı'na silah sevkiyatını engellemeyi amaçlıyor. Bu durum, Suriye topraklarını İsrail-İran çatışmasının sahası haline getiriyor. Suriye iç savaşının ardından ülkedeki istikrarsızlık, dış müdahaleler için zemin hazırlıyor.
Uluslararası hukuk açısından, İsrail'in Suriye'ye yönelik saldırıları, BM Şartı'nın 2. maddesinde yer alan 'kuvvet kullanma yasağı' ve 'egemenliğe saygı' ilkeleriyle çelişiyor. Ancak İsrail, bu saldırıları meşru müdafaa kapsamında değerlendiriyor. BMGK'da Suriye'nin talepleri, genellikle ABD'nin veto tehdidiyle karşılaşıyor. Bu da konseyin etkinliğini sorgulatıyor.
Bölgesel aktörler açısından, Suriye'nin BMGK girişimi, Arap dünyasında İsrail karşıtı söylemi güçlendirebilir. Son dönemde bazı Arap ülkeleri İsrail ile ilişkilerini normalleştirme yoluna gitmişti. Ancak İsrail'in Gazze ve Suriye'deki politikaları, bu normalleşme sürecini sekteye uğratabilir. Suriye, bu hamleyle Arap kamuoyunda destek arıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Suriye'nin BMGK'da İsrail'i hedef alan girişimi, Türkiye'nin bölgesel güvenlik politikaları açısından dikkatle izlenmeli. Türkiye, Suriye toprak bütünlüğünü desteklemekle birlikte, İsrail'in bölgedeki askeri faaliyetlerine mesafeli yaklaşıyor. Ancak Türkiye, İran'ın Suriye'deki varlığından da rahatsız. Bu nedenle Suriye'nin İsrail karşıtı hamlesi, Türkiye'nin denge politikasını zorlayabilir. Türkiye, BMGK'da Suriye'nin taleplerine doğrudan destek vermekten kaçınarak, konuyu ikili ilişkiler ve bölgesel diyalog çerçevesinde ele alabilir.