Sudan'da iç savaş dördüncü yılına girerken, çatışmaların doğası giderek daha acımasız bir hal alıyor. Özellikle geceleri gerçekleştirilen insansız hava aracı (drone) saldırıları, ülkenin "unutulmuş” savaşını sivil kayıplar açısından benzeri görülmemiş bir seviyeye taşıyor. Sudan ordusu ile paramiliter Hızlı Destek Kuvvetleri (RSF) arasında Nisan 2023'te başlayan çatışmalar, başkent Hartum başta olmak üzere birçok bölgeyi savaş alanına çevirdi. Ancak son aylarda artan drone kullanımı, savaşın dinamiklerini kökten değiştirdi. Uluslararası toplumun büyük ölçüde görmezden geldiği bu krizde, siviller en ağır bedeli ödüyor. Birleşmiş Milletler verilerine göre, 2023'ten bu yana 20 binden fazla kişi hayatını kaybetti, 10 milyondan fazla insan yerinden edildi.
Gelişmenin Arka Planı: Drone Savaşı ve Sivil Bedeli
Çatışmanın başlangıcında taraflar ağırlıklı olarak kara birlikleri ve topçu ateşiyle mücadele ediyordu. Ancak Sudan ordusunun geçtiğimiz yıl İran yapımı Muhacir-6 gibi insansız hava araçlarını kullanmaya başlaması, savaşın seyrini değiştirdi. Drone'lar, özellikle RSF'nin kontrolündeki bölgelere gece boyunca düzenli saldırılar düzenliyor. Bu saldırılar genellikle askeri hedeflerin yanı sıra, pazar yerleri, hastaneler ve yerleşim alanlarını da vuruyor. Human Rights Watch ve diğer insan hakları örgütleri, hem ordunun hem de RSF'nin uluslararası insancıl hukuku ihlal ettiğini belgeledi. Sivillerin hedef alınması, savaşın bir "sivil katliam alanı”na dönüşmesine yol açıyor. Drone saldırıları, ölümlerin yanı sıra büyük bir psikolojik yıkıma da neden oluyor; insanlar sürekli tehdit altında yaşamaya mahkum kalıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Afrika'da Savaşın Modern Yüzü
Sudan'daki drone savaşı, sadece ülke sınırlarını değil, Afrika kıtasının genelinde yeni bir savaş modelinin habercisi olarak görülüyor. Düşük maliyetli ve kolay temin edilebilen insansız hava araçları, özellikle Afrika'daki zayıf devletler ve silahlı gruplar için cazip bir seçenek haline geldi. Sudan ordusunun İran'dan temin ettiği drone'lar, aynı zamanda bölgesel güç dengelerini de etkiliyor. Mısır ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkeler, çatışmanın taraflarına dolaylı destek sağlıyor. Bu durum, Sudan'ı bir vekalet savaşı alanına dönüştürme riski taşıyor. Öte yandan, BM ve Afrika Birliği'nin ateşkes çağrıları sonuçsuz kalırken, çatışmanın yayılması komşu Çad, Güney Sudan ve Etiyopya gibi ülkelerde istikrarsızlığı artırıyor. Mülteci akınları ve silah kaçakçılığı, bölgesel güvenliği tehdit eden başlıca unsurlar arasında.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Sudan'daki çatışma, Türkiye'nin Afrika Boynuzu ve Kızıldeniz bölgesindeki çıkarlarını doğrudan etkiliyor. Türkiye, Sudan ile tarihsel ve ekonomik bağlara sahip olup, özellikle Savunma Sanayii Başkanlığı'nın Sudan ile yürüttüğü işbirliği anlaşmaları bulunuyor. Ancak iç savaşın uzaması, bu işbirliklerini askıya alıyor. Ayrıca, Türkiye'nin insansız hava aracı ihracatı konusunda önemli bir oyuncu olması, Sudan'da yaşanan drone savaşının Türk savunma sanayisi için de dersler içerdiği anlamına geliyor. Bölgesel istikrarsızlık, Türkiye'nin Kızıldeniz'deki ticaret yolları ve enerji projeleri üzerinde risk oluşturuyor. Bu nedenle Ankara'nın, BM nezdinde yürütülen barış çabalarını desteklemesi ve taraflarla diyaloğu sürdürmesi bekleniyor.