Washington — Trump yönetiminin göçmen karşıtı politikalarının baş mimarı Stephen Miller, yeni bir hamleyle göçmen çocukların sınır dışı edilmesini hızlandırmak için 30 ülkeyle ikili anlaşmalar yürütüyor. Üçüncü ülkeye sınır dışı etme olarak bilinen bu uygulama, sığınmacıların ve refakatsiz çocukların, vatandaşı olmadıkları ülkelere gönderilmesini öngörüyor. Miller, Beyaz Saray'da göçmenlik politikalarından sorumlu üst düzey danışman olarak, sınır dışı işlemlerini hızlandıracak anlaşmaları doğrudan yönetiyor.
Gelişmenin arka planı: Üçüncü ülkeye sınır dışı etme nedir?
Üçüncü ülkeye sınır dışı etme, bir göçmenin kendi ülkesine gönderilmesinin mümkün olmadığı veya o ülkenin kabul etmediği durumlarda, o kişinin vatandaşı olmadığı bir başka ülkeye gönderilmesi anlamına geliyor. Trump yönetimi bu yöntemi, özellikle Orta Amerika ülkelerinden gelen ve kendi ülkelerine dönmek istemeyen göçmenler için kullanıyor. İnsan hakları örgütleri, bu uygulamanın mülteci hukukuna aykırı olduğunu ve göçmenlerin güvenli olmayan ülkelere gönderilme riski taşıdığını belirtiyor.
Stephen Miller, göçmenlik konusunda uzun süredir katı politikaları savunuyor. Daha önce ailelerin ayrılması politikasının mimarlarından biri olarak biliniyor. Şimdi ise hedefinde refakatsiz çocuklar var. Miller, göçmen çocukların sınır dışı edilmesini hızlandırmak için 30 ülkeyle anlaşma sağlamak üzere yoğun bir diplomasi yürütüyor. Bu ülkeler arasında Meksika, Guatemala, Honduras, El Salvador gibi Orta Amerika ülkelerinin yanı sıra, Afrika ve Asya'dan bazı ülkelerin de bulunduğu bildiriliyor.
Bölgesel ve küresel boyut: İnsan hakları endişeleri ve hukuki itirazlar
İnsan hakları kuruluşları, üçüncü ülkeye sınır dışı etme uygulamasının, özellikle çocuklar için ciddi riskler taşıdığını vurguluyor. Çocukların, dilini bilmedikleri, hiç tanımadıkları ülkelere gönderilmesi, onların fiziksel ve psikolojik güvenliğini tehdit ediyor. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) ve çeşitli sivil toplum örgütleri, bu uygulamanın uluslararası mülteci hukukuna ve Çocuk Hakları Sözleşmesi'ne aykırı olduğunu dile getiriyor. ABD'deki federal mahkemelerde de bu politikalara karşı davalar açılmış durumda. Özellikle, göçmenlerin geri gönderilecekleri ülkelerde zulüm görme riski taşımaları durumunda, geri gönderme yasağı olan 'non-refoulement' ilkesi ihlal ediliyor.
Trump yönetimi ise, bu politikaların yasadışı göçü caydırmak için gerekli olduğunu savunuyor. Miller, göçmen akışını durdurmanın ulusal güvenlik meselesi olduğunu ve sınır dışı işlemlerinin hızlandırılmasının yasadışı göçü azaltacağını belirtiyor. Ancak uzmanlar, bu tür sert politikaların göçmenleri daha da savunmasız hale getirdiğini ve insan kaçakçılığını artırabileceğini söylüyor.
Uluslararası kamuoyunda ise, ABD'nin göçmen politikalarına yönelik eleştiriler artıyor. Avrupa Birliği ve bazı Latin Amerika ülkeleri, bu uygulamaların insani boyutuna dikkat çekiyor. Meksika, Guatemala gibi ülkeler, kendi topraklarına gönderilen göçmenler için ek yük oluştuğunu ve bunun adil olmadığını belirtiyor. Öte yandan, bu ülkelerin bazıları ABD ile yapılan anlaşmalar çerçevesinde iş birliği yapmak zorunda kalıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'nin üçüncü ülkeye sınır dışı etme politikası, doğrudan Türkiye'yi hedef almasa da küresel göç rejimi üzerindeki etkileri bakımından önem taşıyor. Türkiye, dünyada en fazla mülteci barındıran ülke konumunda ve benzer sert politikaların yaygınlaşması, Türkiye'nin üzerindeki göç yükünü artırabilir. Ayrıca, ABD'nin bu tür uygulamaları, uluslararası mülteci hukukunun zayıflamasına yol açarak, Türkiye'nin de taraf olduğu insan hakları sözleşmelerini tehdit ediyor. Türkiye, bölgesel istikrar ve insani değerler açısından bu gelişmeleri yakından takip etmeli ve uluslararası platformlarda sesini yükseltmelidir.