ABD silahlı kuvvetlerinin Hawaii ve Pasifik Adaları'ndaki varlığına ilişkin yayımlanan yeni bir rapor, askeri üslerin bölge üzerindeki etkilerini gözler önüne serdi. Arazi kiralarının yenilenme sürecine girdiği bir dönemde yayımlanan rapor, ABD'nin Pasifik'teki askeri ayak izinin çevresel, ekonomik ve sosyal sonuçlarını mitlerden arındırarak ele alıyor. Rapor, özellikle yerli Hawaii topluluklarının toprak hakları ve askeri faaliyetlerin çevresel etkileri konusundaki tartışmalara yeni bir boyut kazandırıyor.
Askeri Varlığın Tarihsel ve Hukuki Arka Planı
ABD'nin Hawaii'deki askeri varlığı, 1898'de adaların ilhakına kadar uzanıyor. İkinci Dünya Savaşı sırasında Pearl Harbor saldırısıyla stratejik önemi daha da artan bölge, Soğuk Savaş döneminde Pasifik'teki en büyük askeri üslerden biri haline geldi. Bugün Hawaii, ABD Pasifik Kuvvetleri'nin merkezi konumunda. Hint-Pasifik Komutanlığı (INDOPACOM) karargahı burada bulunuyor. Ancak bu geniş askeri varlık, federal hükümet ile eyalet yönetimi arasında arazi kullanımı ve kiralama anlaşmaları konusunda karmaşık bir hukuki yapı oluşturuyor. Özellikle Native Hawaiian (Yerli Hawaii) topluluklarına ait toprakların askeri amaçlarla kiralanması, egemenlik ve kültürel haklar açısından tartışma konusu.
Rapor, askeri üslerin genişlemesiyle birlikte yerli halkın kutsal kabul ettiği alanların tahrip edildiğini, geleneksel balıkçılık ve tarım alanlarının kirlendiğini ortaya koyuyor. Örneğin, Makua Vadisi'nde yapılan askeri tatbikatların çevresel tahribata yol açtığı, Red Hill'daki yakıt sızıntısının ise Honolulu'nun su kaynaklarını tehdit ettiği belgelerle destekleniyor. 2021'de ortaya çıkan Red Hill yakıt sızıntısı, binlerce kişinin içme suyunu kirletmiş ve ABD Donanması'nın itibarını sarsmıştı.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Pasifik'te Güç Mücadelesi
ABD'nin Hawaii'deki askeri varlığı, sadece yerel bir mesele değil; Pasifik'te artan Çin etkisine karşı stratejik bir denge unsuru olarak görülüyor. Çin'in son yıllarda Solomon Adaları, Kiribati ve diğer Pasifik ülkeleriyle güvenlik anlaşmaları imzalaması, Washington'ın bölgedeki müttefiklik ağını güçlendirme çabasını hızlandırdı. Hawaii, bu bağlamda ABD'nin askeri lojistik ve komuta merkezi olarak kritik önemde.
Ancak rapor, askeri varlığın bölge halkları nezdinde yarattığı olumsuz algıya da dikkat çekiyor. Pasifik Adaları'ndaki ABD üsleri, çevre kirliliği, toprak gaspları ve askeri personelin yol açtığı sosyal sorunlarla anılıyor. Örneğin Guam'da askeri genişleme projeleri yerel topluluklar tarafından protesto edilirken, Hawaii'de de benzer tepkiler yükseliyor. Rapor, ABD'nin bölgedeki meşruiyetini koruması için yerel haklara saygılı ve çevre dostu bir yaklaşım benimsemesi gerektiğini vurguluyor.
Öte yandan, arazi kiralarının yenilenmesi süreci, ABD Kongresi'nde de tartışma yaratmış durumda. Bazı kongre üyeleri, askeri harcamaların şeffaflığını sorgularken, yerli gruplar kiralama anlaşmalarının iptal edilmesi veya yeniden müzakere edilmesi çağrısı yapıyor. Bu durum, ABD'nin Pasifik'teki askeri duruşunu zayıflatabileceği gibi, müttefiklerle ilişkilerde de belirsizlik yaratabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'nin Hawaii'deki askeri varlığı ve Pasifik Adaları'ndaki etkileri, doğrudan Türkiye'yi ilgilendirmese de küresel güç dengeleri açısından önemli ipuçları sunuyor. Türkiye, son yıllarda Hint-Pasifik bölgesine açılım politikası izliyor; Asya-Pasifik ülkeleriyle ekonomik ve savunma işbirliğini artırıyor. ABD'nin bölgedeki meşruiyet sorunları, Çin'in etki alanını genişletmesine zemin hazırlayabilir. Türkiye'nin çok kutuplu dış politikası çerçevesinde, Pasifik'te istikrar ve uluslararası hukuka saygı ilkeleri öne çıkıyor. Ayrıca, ABD'nin askeri harcamalarındaki şeffaflık tartışmaları, NATO içindeki yük paylaşımı müzakerelerini de dolaylı olarak etkileyebilir.