2024 yılında Britanya Başbakanı Keir Starmer, İngiltere ile Afrika arasında yeni bir ortaklık çağı başlatacağını duyurmuştu. “Reset” olarak adlandırılan bu girişim, ticaretten iklim değişikliğine, güvenlikten kalkınma yardımına kadar geniş bir yelpazede iş birliğini hedefliyordu. Ancak iki yıl sonra Starmer'ın istifasıyla bu vizyon yarım kaldı. Yardım bütçelerinde kesinti, stratejik hedeflerde belirsizlik ve Afrika ülkelerinde hayal kırıklığı, Britanya'nın kıtaya olan bağlılığının ne kadar sürdürülebilir olduğunu sorgulatıyor.
Gelişmenin Arka Planı: Vaadedilen Büyük Dönüşüm
Starmer, 2024'teki Birleşik Krallık-Afrika Yatırım Zirvesi'nde yaptığı konuşmada, “Eski sömürgeci geçmişin gölgesinden kurtulup eşit ortaklık temelinde yeni bir sayfa açacağız” demişti. Bu çerçevede, 2025-2030 dönemi için 4 milyar sterlinlik yeni bir kalkınma paketi açıklanmış; sağlık, eğitim ve yeşil enerji projelerine kaynak aktarılacağı belirtilmişti. Ayrıca İngiliz şirketlerinin Afrika'da yatırımlarını teşvik etmek için bir ticaret misyonu başlatılmıştı.
Ancak vaatlerin uygulamaya dönüşmesi beklenen hızda olmadı. 2025 yılının ortasında, İngiltere'nin bütçe açığı ve enflasyon baskıları nedeniyle kalkınma yardımı bütçesi milli gelirin yüzde 0,7'sinden yüzde 0,35'e çekildi. Bu, Afrika ülkelerine ayrılan kaynağın fiilen yarı yarıya azalması anlamına geliyordu. Starmer yönetimi, “daha hedefli harcama” söylemiyle kesintiyi meşrulaştırmaya çalışsa da, Etiyopya, Kenya ve Gana gibi ülkelerde hayata geçirilmesi planlanan sağlık ve eğitim projeleri askıya alındı.
Diplomatik alanda da benzer bir tablo oluştu. 2025 yılı boyunca Starmer'ın Afrika'ya yalnızca iki resmi ziyarette bulunması, kıta liderleri arasında “taahhütlerin kağıt üzerinde kaldığı” eleştirisini beraberinde getirdi. Özellikle Güney Afrika ve Nijerya ile ilişkilerde beklenen ivme yakalanamadı. Starmer'ın son dönemde iç siyasetteki krize odaklanması, Afrika politikasının arka plana itilmesine neden oldu.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Afrika’nın Değişen Dinamikleri ve Britanya’nın Kaybı
Britanya’nın Afrika’ya yönelik stratejisindeki bu belirsizlik, kıtada artan küresel rekabet bağlamında daha kritik bir hal alıyor. Çin, Afrika'da en büyük ticaret ortağı konumunu pekiştirirken, Rusya da askeri ve enerji anlaşmalarıyla varlığını güçlendiriyor. ABD ve Fransa ise kıtada etkilerini sürdürmek için yeni girişimler başlatmış durumda. Bu ortamda Britanya'nın “reset” söyleminin uygulamaya yansımaması, uluslararası toplumda “Birleşik Krallık Afrika'yı yine unuttu” algısını yaratıyor.
Afrika ülkeleri ise hayal kırıklığını gizlemiyor. Kenya Devlet Başkanı William Ruto, “Somut adımlar görmek istiyoruz. Beş yıl önce de benzer sözler duymuştuk” diyerek tepkisini dile getirdi. Ekonomik iş birliği tarafında, İngiltere'nin Afrika ile ticareti 2025 verilerine göre yüzde 12 oranında düşüş gösterdi. Oysa Starmer, iktidara geldiğinde 2030'a kadar ticaret hacmini iki katına çıkarma hedefi koymuştu.
Güvenlik boyutunda ise, Sahel bölgesinde yükselen terör tehdidi karşısında Britanya'nın sunduğu askeri eğitim ve istihbarat desteği sınırlı kaldı. Fransa’nın çekildiği bölgelerde Britanya ne doldurabilecek bir kapasite ne de siyasi irade gösterebildi. Bu durum, bölgesel istikrar arayışında yeni ortaklıkları gündeme getiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Britanya'nın Afrika'da zayıflayan varlığı, Türkiye için kıtadaki nüfuz alanını genişletme fırsatı sunabilir. Türkiye, son yıllarda Sahra Altı Afrika’da askeri iş birlikleri, kalkınma yardımları ve ticaret anlaşmalarıyla etkinliğini artırmış durumda. Starmer'ın yarım kalan girişimi, özellikle Kenya, Etiyopya ve Somali gibi ülkelerde Türkiye'nin daha güçlü bir ortak olarak öne çıkmasına zemin hazırlayabilir. Ancak Türkiye’nin, Britanya’nın terk ettiği alanları doldururken kendi sürdürülebilir stratejisini oluşturması ve geçici heveslerle hareket etmemesi kritik önem taşıyor.