Güney Kore polisi, Starbucks'ın Tayvan'da 'Tank Günü' paylaşımına ilişkin soruşturma kapsamında üst düzey bir yöneticiyi sorguya çekti. Olay, Güney Kore merkezli kahve devinin Tayvan'daki resmi Instagram hesabından 4 Haziran 2024'te yapılan 'Tank Günü' etiketli paylaşımın ardından patlak verdi. Söz konusu paylaşım, 1989'daki Tiananmen Meydanı olaylarını anımsatması nedeniyle Çin tarafından sert tepkiyle karşılandı. Starbucks, kısa süre içinde paylaşımı kaldırdı ve 'tek Çin' politikasını desteklediğini' açıklayarak özür diledi. Ancak Çin medyası ve resmi yetkililer, markanın 'Çin topraklarının bölünmezliğine saygı göstermesi' gerektiğini vurguladı.
Gelişmenin arka planı
Soruşturma, Seul merkezli polis birimlerinin, Starbucks Kore'nin üst düzey yöneticilerinden birini ifade vermek üzere çağırmasıyla başladı. Polis, şirketin Tayvan operasyonlarıyla ilgili olarak ‘yabancılaşma ve Çin karşıtı faaliyetler’ suçlamalarını araştırıyor. Güney Kore yasalarına göre, bir şirketin yabancı bir ülkede Çin karşıtı eylemlerde bulunması, diplomatik sonuçlar doğurabiliyor. Starbucks'ın Tayvan birimi, EMC (Elected Members Committee) adı verilen bir yapı tarafından yönetiliyor.
Starbucks, Çin'de 4.000'den fazla mağazasıyla en büyük yabancı kahve zincirlerinden biri. Çin pazarı, şirketin küresel gelirlerinin yaklaşık %10'unu oluşturuyor. Bu nedenle, ‘Tank Günü’ paylaşımı, şirket için ciddi bir itibar ve ticari risk yarattı. Çin sosyal medyasında boykot çağrıları yapılırken, bazı Çinli tüketiciler Starbucks ürünlerini satın almayı reddetti. Şirket, Çin hükümetiyle ilişkilerini onarmak için agresif bir halkla ilişkiler kampanyası başlattı.
Bölgesel veya küresel boyut
Olay, Çin ile Tayvan arasındaki hassas dengeleri bir kez daha gözler önüne serdi. Çin, Tayvan'ı ‘ayrılıkçı bir eyalet’ olarak görüyor ve her türlü Tayvan bağımsızlığı imasını reddediyor. Starbucks'ın ‘Tank Günü’ paylaşımı, bu bağlamda ‘Çin karşıtı’ olarak yorumlandı. Güney Kore polisinin soruşturması ise uluslararası şirketlerin siyasi hassasiyetleri ne kadar ciddiye alması gerektiğini gösteriyor. Benzer olaylar daha önce de yaşanmıştı: 2021'de Çinli tüketiciler, H&M ve Nike'ı pamuk tedarik zincirlerindeki Uygur zorla çalıştırma iddiaları nedeniyle boykot etmişti. Bu tür krizler, küresel markaların Çin'deki faaliyetlerini sürdürürken diplomatik ve hukuki riskleri yönetmek zorunda olduğunu ortaya koyuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Çin ile ticari ve diplomatik ilişkilerini dengede tutmaya çalışan bir ülke olarak, bu olaydan dolaylı olarak etkilenebilir. Starbucks benzeri uluslararası markaların Tayvan konusunda hassasiyet göstermesi, Türk firmalarının da Çin pazarında benzer risklerle karşılaşabileceğini hatırlatıyor. Ayrıca, Türkiye'nin Tayvan ile resmi olmayan ticari bağları bulunuyor; ancak Çin'in 'Tek Çin' politikasına verdiği destek, Ankara'nın bu konuda dikkatli adımlar atmasını gerektiriyor. Küresel tedarik zincirlerinin siyasallaşması, Türkiye için hem fırsat hem de risk oluşturuyor. Bu olay, uluslararası şirketlerin siyasi krizlere karşı kırılganlığını gösterirken, Türkiye'nin kendi markalarını korumak için daha sağlam kriz yönetimi stratejileri geliştirmesi gerektiğine işaret ediyor.