Sri Lanka İnsan Hakları Komisyonu (SLHRC) tarafından yayımlanan son rapora göre, ülkenin kuzey ve doğusundaki Tamil çoğunluklu bölgelerde askerileşme, iç savaşın sona ermesinden 17 yıl sonra da yönetim ve arazi kullanımı üzerinde belirleyici bir etki olmayı sürdürüyor. Raporda, bölgede konuşlandırılan güvenlik güçlerinin varlığının sivil yaşam üzerindeki baskısının devam ettiği vurgulanıyor.
Askerileşmenin arka planı
2009 yılında hükümet güçlerinin Tamil Eelam Kurtuluş Kaplanları (LTTE) ile 26 yıl süren iç savaşı sona erdirmesinin ardından, kuzey ve doğu vilayetlerinde geniş çaplı bir askeri varlık tesis edildi. Rapora göre, bu varlık yalnızca güvenlik gerekçesiyle sınırlı kalmayıp, özellikle arazi tahsisi, imar izinleri ve yerel yönetim kararlarında ordu mensuplarının etkili olduğu bir yapıya dönüştü. SLHRC, kamulaştırılan arazilerin bir kısmının hâlâ sivillere iade edilmediğini, orduya ait ekonomik işletmelerin bölge ekonomisinde haksız rekabet yarattığını belirtiyor. Raporda ayrıca, askeri kontrol noktalarının günlük yaşamı kısıtladığı, özellikle kadınların ve çocukların hareket özgürlüğünün olumsuz etkilendiği ifade ediliyor.
Komisyon, hükümetin iç savaş sonrası verdiği reform vaatlerinin büyük ölçüde yerine getirilmediğini, 2015 sonrası dönemde bazı adımlar atılsa da son yıllarda askeri vesayetin yeniden güçlendiğini kaydediyor. Raporda, özellikle 2020 sonrası dönemde alınan güvenlik kararlarının bölgede gerginliği artırdığı ve Tamil siyasi partilerinin taleplerinin dikkate alınmadığı eleştirisi yer alıyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Uluslararası toplum, Sri Lanka'nın iç savaş sonrası uzlaşma sürecini yakından izliyor. Birleşmiş Milletler ve Batılı ülkeler, geçmişte savaş suçları iddialarının soruşturulması ve askerileşmenin azaltılması çağrılarında bulunmuştu. Ancak son yıllarda jeopolitik dengelerin değişmesiyle birlikte, Sri Lanka hükümeti özellikle Çin ve Hindistan ile ilişkilerini dengeleyerek Batı'nın baskısını hafifletmeye çalışıyor. Raporda, uluslararası aktörlerin Tamil meselesine yönelik ilgisinin azalmasının, hükümetin reform taahhütlerinden uzaklaşmasına zemin hazırladığı ima ediliyor. Bölgede artan askeri varlık, Hindistan'ın güney komşusuyla ilişkilerinde hassas bir konu olmayı sürdürüyor; Yeni Delhi, Tamil Nadu eyaletindeki kamuoyunun baskısıyla zaman zaman Sri Lanka'ya yönelik eleştirilerini dile getiriyor.
SLHRC raporu, aynı zamanda ülkenin ekonomik krizle boğuştuğu bir dönemde yayımlandı. 2022'deki kitlesel protestolar ve ardından gelen siyasi istikrarsızlık, hükümetin askeri harcamaları kısmak yerine güvenlik önceliklerini korumasına yol açtı. Raporda, askeri harcamaların sivil ihtiyaçlara ayrılan kaynakları gölgelediği ve bölgede kalkınmayı yavaşlattığı belirtiliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Sri Lanka'da süregiden askerileşme ve Tamil bölgelerindeki durum, Türkiye'nin Güney Asya'daki diplomatik ve ekonomik çıkarları açısından dolaylı da olsa önem taşıyor. Türkiye, son yıllarda Sri Lanka ile savunma işbirliği ve ticari ilişkilerini geliştirme arayışında. Ancak uluslararası insan hakları normlarına duyarlı bir dış politika izleyen Türkiye'nin, bu tür raporları dikkate alarak dengeli bir tutum sergilemesi beklenir. Ayrıca, askerileşmenin bölgesel istikrarsızlığa yol açması, Hint Okyanusu'ndaki güvenlik dinamiklerini etkileyebilir ve Türkiye'nin bölgedeki deniz ticaret yollarının güvenliğine yönelik politikalarını şekillendirebilir.