Sovyetler Birliği'nin dağılmasının üzerinden 35 yıl geçti. Bir zamanlar iki kutuplu dünyanın merkezinde yer alan eski Sovyet cumhuriyetleri, bugün çok kutuplu bir uluslararası sistemde ayakta kalma mücadelesi veriyor. Bağımsızlıklarını kazandıkları günden bu yana, bu ülkeler için birden fazla güç merkezi arasında denge kurmak, güvenlik stratejilerinin ayrılmaz bir parçası oldu. ABD, Rusya, Çin ve Avrupa Birliği arasında sıkışan bu devletler, dış politikada pragmatizmi ön planda tutuyor.
Bağımsızlıktan Bugüne: Çok Kutupluluğun Kökenleri
Sovyetler Birliği 1991'de resmen dağıldığında, 15 yeni bağımsız devlet ortaya çıktı. Bu ülkelerin birçoğu, Moskova'nın etki alanından çıkmak ve Batı ile ilişkilerini geliştirmek istiyordu. Ancak 1990'ların kaotik ortamında ekonomik ve askeri bağımlılıklarını hızla koparamadılar. Rusya, "yakın çevre" olarak adlandırdığı bu bölgede etkisini korumak için enerji kartını ve askeri üslerini kullandı.
2000'li yıllarda Putin yönetiminin güçlenmesiyle Rusya, eski Sovyet coğrafyasında yeniden etkinlik kurmaya başladı. 2008 Gürcistan Savaşı, 2014 Kırım ilhakı ve 2022'de başlayan Ukrayna işgali, Moskova'nın bu bölgedeki hâkimiyet iddiasını gözler önüne serdi. Ancak aynı dönemde Çin'in Kuşak ve Yol Girişimi ile Orta Asya'ya yönelik ekonomik yatırımları arttı. Türkiye de Azerbaycan, Kazakistan, Özbekistan gibi ülkelerle ilişkilerini derinleştirdi. Böylece bölge, tek bir gücün değil, birden fazla aktörün rekabet ettiği bir satranç tahtasına dönüştü.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Yeni İttifak Arayışları
Bugün eski Sovyet coğrafyasındaki ülkeler, Batı kurumlarına tam üyelik yerine çok yönlü diplomatik angajmanları tercih ediyor. Örneğin Kazakistan, Rusya liderliğindeki Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü (CSTO) ve Avrasya Ekonomik Birliği (AEB) üyesi olmasına rağmen, ABD ve AB ile enerji ve yatırım anlaşmaları imzalıyor. Azerbaycan, Türkiye ile stratejik ittifakını güçlendirirken, aynı zamanda İran ve Rusya ile de ilişkilerini sürdürüyor. Bu denge siyaseti, küçük ve orta ölçekli devletlerin egemenliklerini koruma çabasının bir yansıması.
Ukrayna savaşı, bu denge arayışını daha da zorlaştırdı. Batı'nın Rusya'ya uyguladığı yaptırımlar, Orta Asya ekonomilerini olumsuz etkilerken, Çin ve Türkiye gibi ülkeler için yeni ticaret yolları açtı. Öte yandan Rusya'nın askeri gücünün zayıflaması, eski Sovyet cumhuriyetlerinde Moskova'ya olan güveni sarstı. Bu durum, söz konusu ülkelerin alternatif güvenlik ve ekonomik ortaklıklara yönelmesine yol açtı.
Küresel ölçekte ise çok kutupluluk, sadece eski Sovyet coğrafyasında değil, dünya genelinde yeni bir düzen arayışını ifade ediyor. ABD'nin liderliği sorgulanırken, Çin ve Rusya'nın revizyonist politikaları, bölgesel güçlerin (Türkiye, Hindistan, Brezilya gibi) yükselişiyle birleşiyor. Bu ortamda eski Sovyet ülkeleri, kendilerini tek bir bloğa hapsetmeden, çok vektörlü dış politika izlemeyi sürdürüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Sovyetler sonrası coğrafyada etkisini artıran aktörlerden biri. Azerbaycan ile imzalanan Şuşa Beyannamesi ve Türk Devletleri Teşkilatı, Ankara'nın Orta Asya ve Kafkasya'daki varlığını kurumsallaştırdı. Ukrayna savaşı, Türkiye'yi hem Rusya hem de Batı ile dengeli ilişkiler yürütmeye zorlarken, enerji koridoru ve tahıl anlaşması gibi konularda arabuluculuk rolünü pekiştirdi. Bölgedeki çok kutupluluk, Türkiye için hem fırsat hem risk içeriyor. Bir yandan Türk cumhuriyetleriyle bağlar güçlenirken, diğer yandan Rusya ve Çin ile rekabetin dozunu ayarlamak gerekiyor. Bu denge, Türkiye'nin önümüzdeki yıllarda dış politikasının merkezinde yer alacak.