Siyasette her şey oy sandığında ölçülmez. Bazen bir ülke, hiçbir oy kullanılmadığı, hiçbir seçim yarışının yaşanmadığı ve hiçbir resmi kurumun halkın görüşünü sormadığı anlarda konuşur. Bu anlar, bir toplumun durumu, vatandaşların aidiyet duygusu ve iktidarla kurdukları ilişki hakkında sandıktan çok daha fazlasını ortaya koyabilir. Ortadoğu'da, son yıllarda yaşanan ulusal cenazeler, sokakları adeta birer sandık alanına dönüştürdü. İran'da Kasım Süleymani'nin, Lübnan'da Hassan Nasrallah'ın, Mısır'da Muhammed Mursi'nin cenazeleri, milyonların sessiz ama güçlü bir siyasi mesaj verdiği anlar oldu.
Gelişmenin Arka Planı
Ulusal cenazeler, devlet ile toplum arasındaki görünmez sözleşmenin en çıplak haliyle sergilendiği ritüellerdir. Özellikle Ortadoğu'da, ölen liderlerin cenaze törenleri, siyasi iktidarın meşruiyetini test ettiği, muhalif seslerin yükseldiği veya bastırıldığı kritik anlar haline gelir. 2020 yılında ABD'nin Bağdat'ta düzenlediği suikast sonucu öldürülen İranlı general Kasım Süleymani'nin cenazesi, Tahran'da milyonları bir araya getirdi. Bu kitlesel katılım, İran rejimi için bir meşruiyet zaferi olarak yorumlandı ancak aynı zamanda rejimin kırılganlığını da ortaya koydu: Cenaze sırasında yaşanan izdihamda 56 kişi hayatını kaybetti. Bu olay, toplumsal duyguların kontrolsüz gücünü gözler önüne serdi.
Lübnan'da Hizbullah lideri Hassan Nasrallah'ın 2023'teki cenazesi ise bambaşka bir siyasi bağlamda gerçekleşti. Lübnan'ın derin ekonomik krizi ve siyasi çıkmazı içinde, Nasrallah'ın cenazesi hem Hizbullah'ın halk tabanındaki gücünü hem de ülkedeki mezhepsel bölünmeleri yansıttı. Cenazede yapılan konuşmalar, İsrail'e karşı direniş vurgusu ve İran'a bağlılık mesajlarıyla doluydu. Bu tören, Lübnan'ın içinde bulunduğu çok boyutlu krizin bir aynasıydı: Ekonomik çöküş, siyasi tıkanıklık ve bölgesel güç mücadeleleri, bir liderin cenazesinde yeniden tanımlandı.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Ortadoğu'da ulusal cenazeler, sadece iç siyasetin değil, bölgesel güç mücadelelerinin de sahnesidir. Mısır'da 2019'da Muhammed Mursi'nin cenazesi, darbe sonrası dönemde Müslüman Kardeşler'in sembolik bir direniş anı haline geldi. Cenaze töreni, Sisi yönetiminin baskıcı politikalarına karşı bir protesto gösterisine dönüştü. Benzer şekilde, Suudi Arabistan'da 2015'te Kral Abdullah'ın cenazesi, krallığın iç istikrarını ve veliaht prensin güç geçişini halka duyurmak için kullanıldı.
Bu törenler, aynı zamanda uluslararası topluma da mesaj veren diplomatik anlardır. Süleymani'nin cenazesine katılan Iraklı milis liderleri, İran'ın bölgesel nüfuzunu pekiştirirken; Nasrallah'ın cenazesinde sergilenen Hizbullah'ın askeri gücü, İsrail ve Batı için bir uyarı niteliği taşıdı. Ulusal cenazeler, böylece sadece bir yas ritüeli değil, aynı zamanda güç gösterisi ve meşruiyet inşası aracı haline geldi.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin Ortadoğu politikası açısından önemli ipuçları sunuyor. Türkiye, bölgedeki ulusal cenazeleri yakından takip ediyor; çünkü bu törenler, İran, Suudi Arabistan ve Mısır gibi aktörlerin toplumsal tabanındaki değişimleri anlamak için bir barometre işlevi görüyor. Özellikle İran'da Süleymani cenazesinin yarattığı kitlesel duygu, Türkiye'nin İran'la rekabet ettiği Suriye ve Irak sahalarında Tahran'ın halk desteğini koruduğunu gösteriyor. Aynı zamanda, Lübnan ve Mısır'daki cenazelerden çıkan mezhepsel ve siyasi kutuplaşma mesajları, Türkiye'nin bölgedeki etki alanını şekillendiriyor. Türk dış politikası, bu tür sembolik anları izleyerek, bölge ülkelerindeki siyasi istikrarın sürdürülebilirliği hakkında değerli çıkarımlar yapabilir.