ABD ile İran arasında son haftalarda karşılıklı saldırıların artması ve Başkan Donald Trump’ın “müzakerelerin bittiğine” dair açıklamaları, küresel piyasalarda ve petrol fiyatlarında sarsıntıya yol açtı. Trump, 30 Haziran’da yaptığı açıklamada, İran’la yürütülen nükleer müzakerelerin sona erdiğini ima ederek, “Onlarla bir anlaşma yok. Onlar savaş istiyorsa, savaş alırlar” ifadelerini kullandı. Bu sözler, Tahran yönetiminin 24 Haziran’da Hürmüz Boğazı’nda bir ABD insansız hava aracını düşürmesinin ardından geldi. İran, dronun hava sahasını ihlal ettiğini savunurken, ABD olayın uluslararası sularda yaşandığını belirtti. Trump’ın son açıklamaları, 2015 tarihli Kapsamlı Ortak Eylem Planı’ndan (JCPOA) 2018’de çekilen yönetiminin, İran’ı müzakere masasına döndürme çabalarının tıkandığını gösteriyor.
Gelişmelerin arka planı: Anlaşmadan gerilime
2015’te imzalanan JCPOA, İran’ın nükleer programını kısıtlama karşılığında yaptırımların kaldırılmasını öngörüyordu. Ancak Trump, 2018’de anlaşmayı “felaket” olarak nitelendirip çekildi ve İran’a yönelik en ağır yaptırımları yeniden uyguladı. Buna karşılık İran, uranyum zenginleştirme seviyesini kademeli olarak yükseltti ve anlaşmadaki kısıtlamaları aşmaya başladı. 2019 boyunca taraflar arasında doğrudan bir diyalog kurulamadı; aksine, Mayıs ve Haziran aylarında Basra Körfezi’nde tankerlere yönelik saldırılar ve İran’ın ABD dronunu düşürmesi gibi olaylar gerilimi tırmandırdı. Avrupa Birliği ve diğer ara bulucular, tarafları diyaloga çağırsa da, her iki tarafın da müzakere için belirlediği ön koşullar ilerlemeyi engelledi. Trump’ın son sözleri, ABD’nin İran’a yönelik “maksimum baskı” politikasının sürdüğünü ve askeri seçeneklerin masada olduğunu teyit ediyor.
İranlı yetkililerse, ABD’nin yaptırımları kaldırmadığı sürece müzakereye dönmeyeceklerini, ancak tam bir savaştan da kaçınmak istediklerini sinyalini veriyor. Dini Lider Hamaney, 26 Haziran’da yaptığı konuşmada, “Müzakere yalanı” diyerek Trump yönetimine güvenmediklerini vurguladı. Her iki taraf da bir yandan savaş ihtimalini gündeme getirirken, diğer yandan nükleer dosyadaki belirsizlik sürüyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Petrol piyasaları ve Körfez güvenliği
Gerilim, enerji piyasalarını doğrudan etkiliyor. Brent petrol fiyatları, Trump’ın açıklamaları sonrası varil başına 65 doların üzerine çıkarak yılın en yüksek seviyelerine yaklaştı. Hürmüz Boğazı’nın olası bir çatışmada kapanması riski, küresel petrol arzının yaklaşık beşte birini tehdit ediyor. Suudi Arabistan ve BAE gibi Körfez ülkeleri, hem ABD’nin yanında yer alıyor hem de çatışmanın kendi topraklarına sıçramasından endişe ediyor. Yemen’deki Husilerin Suudi petrol tesislerine yönelik saldırıları da bu endişeleri pekiştiriyor. ABD’nin Ortadoğu’daki askeri varlığını artırması, özellikle Patriot bataryaları ve uçak gemisi konuşlandırması, gerilimin daha da tırmanabileceğini gösteriyor. Öte yandan, Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler, tarafları soğukkanlılığa davet ediyor ancak somut bir arabuluculuk girişimi henüz sonuç vermedi.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran’la enerji ithalatı ve sınır güvenliği bağlamında doğrudan bağları bulunan bir komşu ülke olarak, bu gerilimden olumsuz etkilenebilir. Olası bir askeri çatışma, Türkiye’nin enerji arzını sekteye uğratabilir ve Suriye’deki dengeleri bozabilir. Ayrıca Türkiye, İran yaptırımlarına uyum konusunda ABD ile zaman zaman karşı karşıya gelmişti; yeni bir kriz, Türk bankacılık ve ticaret sektörünü yeniden zor durumda bırakabilir. Ankara, hem Washington hem de Tahran’la diyaloğunu sürdürmeye çalışırken, bölgesel istikrarın korunmasını öncelikli hedef olarak görüyor.