İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, işgal altındaki Batı Şeria'da Filistinlilere yönelik saldırıları tırmandırma çağrısı yaparak, "Gazze'de yaptığımızı Batı Şeria'da da yapmalıyız" dedi. Aşırı sağcı Dini Siyonizm partisinin lideri olan Smotrich'in sözleri, bölgede zaten yüksek olan gerilimi daha da artırdı. Uluslararası hukuka göre yasadışı olan yerleşim yerlerini savunan Smotrich, uzun süredir Batı Şeria'nın ilhak edilmesi ve Filistinlilerin bölgeden çıkarılması gerektiğini savunuyor. Bu son açıklama, İsrail hükümeti içindeki aşırı sağcı kanadın Gazze'deki savaş sonrası Batı Şeria'ya yönelik planlarını açıkça ortaya koyması açısından dikkat çekici.
Smotrich'in açıklamalarının arka planı
Bezalel Smotrich, İsrail siyasetinin en sağcı isimlerinden biri. Daha önce de Batı Şeria'da Filistinlilerin "terörist" olarak nitelendirilmesi ve onlara yönelik askeri operasyonların artırılması çağrısı yapmıştı. Maliye Bakanı olarak işgal altındaki bölgedeki sivil yönetimden de sorumlu olan Smotrich, yerleşim yerlerinin genişletilmesi için bütçe ayırmış ve yasadışı yerleşimcilere destek vermişti. Son açıklaması, Gazze'de aylardır süren yoğun bombardıman ve askeri operasyonların ardından Batı Şeria'ya benzer bir yaklaşımın uygulanabileceği sinyalini veriyor. İsrail ordusu, 7 Ekim'den bu yana Batı Şeria'da binlerce Filistinliyi gözaltına aldı, yüzlerce kişiyi öldürdü ve büyük çaplı yıkım gerçekleştirdi. Smotrich'in "Gazze'de yaptığımız" ifadesi, burada kastedilenin geniş çaplı yıkım, yerinden edilme ve sivil kayıplar olduğu yönünde yorumlanıyor.
Uluslararası toplum, Batı Şeria'daki yerleşim faaliyetlerini defalarca kınadı. Birleşmiş Milletler ve Uluslararası Ceza Mahkemesi, yerleşim yerlerinin uluslararası hukuka aykırı olduğunu ve savaş suçu teşkil edebileceğini belirtti. Ancak İsrail hükümeti, özellikle Smotrich ve Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir gibi aşırı sağcı isimlerin etkisiyle bu çağrıları dikkate almıyor. Smotrich'in sözleri, Filistin Yönetimi ve Arap ülkeleri tarafından henüz resmi bir açıklamayla kınanmadı; ancak bölgesel tansiyonun daha da yükselmesine neden olacağı kesin.
Bölgesel ve küresel boyut
Batı Şeria, İsrail-Filistin çatışmasının merkezinde yer alıyor. 1967'den beri işgal altında olan bölgede yaklaşık 3 milyon Filistinli ve 500 binden fazla Yahudi yerleşimci yaşıyor. Smotrich'in açıklamaları, İsrail'in Gazze'deki savaşının ardından Batı Şeria'yı da benzer bir yıkıma sürükleyebileceği endişelerini artırıyor. ABD yönetimi, İsrail'e yönelik eleştirilerini artırsa da askeri desteğini sürdürüyor. Avrupa Birliği ise yerleşim ürünlerine yönelik etiketleme kurallarını uygulamaya devam ediyor; fakat yaptırım konusunda bölünmüş durumda. Bölgede tansiyonun yükselmesi, Lübnan, Suriye ve Ürdün gibi komşu ülkeleri de olumsuz etkileyebilir. Özellikle Ürdün, Batı Şeria'daki gelişmelerden doğrudan etkileniyor ve Filistinlilerin yerinden edilmesi durumunda büyük bir mülteci dalgasıyla karşı karşıya kalabilir.
Uluslararası kamuoyu, İsrail'in Gazze'deki eylemlerini soykırım olarak nitelendiren seslerin yükselmesiyle birlikte, Batı Şeria'ya yönelik benzer bir politikanın kabul edilemez olduğunu vurguluyor. Ancak Smotrich gibi isimler, bu tür uluslararası tepkileri göz ardı ederek kendi siyasi tabanlarına hitap etmeyi sürdürüyor. İsrail iç siyasetinde de tartışma yaratan bu açıklamalar, Başbakan Binyamin Netanyahu'nun koalisyon ortaklarını dizginleyip dizginleyemeyeceği sorusunu gündeme getiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Filistin davasını uzun yıllardır destekliyor ve iki devletli çözümü savunuyor. Smotrich'in Batı Şeria'ya yönelik çağrısı, Türkiye'nin bölgedeki barış çabalarını ve Filistinlilerin haklarını koruma yönündeki diplomatik girişimlerini daha da önemli hale getiriyor. Türkiye, İsrail'in Gazze'deki saldırılarını soykırım olarak nitelendirmiş ve uluslararası yargı süreçlerine müdahil olmuştu. Batı Şeria'da benzer bir senaryonun hayata geçirilmesi, Türkiye'nin bölgesel güvenlik ve istikrar politikalarını doğrudan etkiler. Ayrıca Türkiye, Ürdün ile birlikte Filistinlilere yönelik yerinden edilme planlarına karşı ortak tavır alabilir. Bu gelişme, Türkiye'nin İslam İşbirliği Teşkilatı ve Birleşmiş Milletler platformlarında daha aktif bir diplomasi yürütmesini gerektirebilir.