Türkiye, Irak'ın kuzeyindeki Başika askeri üssünü planlanan takvim doğrultusunda Bağdat yönetimine devretmeyi hedefliyor. Ankara, bu adımın Irak merkezi hükümetiyle güvenlik işbirliğini derinleştireceğini ve iki ülke arasında daha geniş ekonomik bağların önünü açacağını umuyor. Ancak devir sürecinin hayata geçmesi, Irak devletinin Sincar'daki otoritesini yeniden tesis etmesine bağlı. Daha önce silahlı grupların bölgeden çıkarılmasına yönelik girişimler sonuçsuz kalmıştı.
Başika Üssü ve Türkiye-Irak İlişkilerinin Arka Planı
Başika, Musul'un kuzeyinde, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) sınırları dışında ancak merkezi hükümetin etkin kontrolünden uzak bir bölgede yer alıyor. Türk Silahlı Kuvvetleri, 2015 yılından bu yana burada bir eğitim ve koordinasyon üssü bulunduruyor. Üs, DEAŞ'la mücadele kapsamında yerel güçlere eğitim vermek amacıyla kurulmuştu. Ancak zamanla Bağdat, üssün varlığından rahatsızlık duyduğunu defalarca dile getirdi ve Türkiye'yi egemenliğini ihlal etmekle suçladı. 2016'da yaşanan kriz, Türkiye'nin asker sayısını artırmasıyla daha da büyümüştü.
Son yıllarda Türkiye ve Irak arasında üst düzey ziyaretler ve anlaşmalar arttı. Kalkınma Yolu Projesi, iki ülke arasındaki ekonomik işbirliğinin en somut örneği. Bu proje, Basra Körfezi'ni Türkiye üzerinden Avrupa'ya bağlamayı amaçlıyor. Ankara, Başika'dan çekilmenin bu projeye ivme kazandıracağını ve IKBY ile de enerji alanında işbirliğini güçlendireceğini düşünüyor. Ayrıca Türkiye, PKK'nın Sincar'da yuvalanmasını engellemek için Irak merkezi hükümetiyle ortak hareket etmek istiyor.
Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani, göreve geldiğinden bu yana Türkiye ile ilişkileri dengelemeye çalışıyor. Ancak Bağdat, Sincar'da tam kontrol sağlayamıyor. Bölgede PKK'ya bağlı unsurlar ve Haşdi Şabi'ye bağlı gruplar etkin. Irak ordusunun Sincar'a konuşlandırılması için 2020'de yapılan anlaşma henüz tam olarak uygulanmadı. Bu durum, Türkiye'nin çekilme planını belirsizliğe sürüklüyor.
Sincar Sorunu ve Bölgesel Dinamikler
Sincar, Irak'ın kuzeybatısında, Suriye sınırına yakın stratejik bir bölge. 2014'te DEAŞ'ın Ezidi Kürtlere yönelik soykırımının ardından bölge, PKK'nın önemli bir üssü haline geldi. Türkiye, Sincar'ı PKK'nın Suriye ve Irak arasında lojistik koridor olarak kullandığını belirtiyor ve buradaki varlığını güvenlik tehdidi olarak görüyor. 2020'de Irak merkezi hükümeti ile IKBY arasında imzalanan Sincar Anlaşması, bölgeden silahlı grupların çıkarılmasını ve merkezi otoritenin tesisi öngörüyordu. Ancak Haşdi Şabi ve PKK, anlaşmaya direndi. Irak ordusu, bölgeye tam olarak yerleşemedi.
Türkiye, Başika'dan çekilme karşılığında Bağdat'tan Sincar'da somut adımlar bekliyor. Bu adımlar arasında PKK unsurlarının bölgeden temizlenmesi ve Irak ordusunun konuşlandırılması var. Ancak Bağdat'ın askeri ve siyasi kapasitesi sınırlı. Ayrıca İran'ın bölgedeki etkisi, Irak karar alma mekanizmalarını yavaşlatıyor. Tahran, Türkiye'nin Sincar'daki varlığından rahatsız ve Haşdi Şabi üzerinden denge politikası izliyor.
Öte yandan, Türkiye'nin çekilme sinyali, ABD ve diğer batılı ülkeler tarafından olumlu karşılanabilir. Zira Washington, NATO müttefiki Türkiye ile Irak merkezi hükümeti arasındaki gerilimin azalmasını istiyor. Ancak ABD'nin Suriye'nin kuzeydoğusundaki YPG/PKK varlığına verdiği destek, Türkiye'nin güvenlik endişelerini canlı tutuyor. Başika'dan çekilme, Türkiye'nin Suriye ve Irak'ta PKK'ya karşı yürüttüğü mücadeleden taviz anlamına gelmiyor; aksine Bağdat ile işbirliğini güçlendirerek daha etkili bir mücadele hedefleniyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye'nin Başika'dan çekilmesi, Ankara'nın Irak merkezi hükümetiyle ilişkilerini normalleştirme ve ekonomik işbirliğini derinleştirme çabasının parçası. Ancak Sincar'da PKK varlığının sona ermemesi, çekilmenin güvenlik risklerini artırabilir. Türkiye, hem Bağdat'la iyi ilişkileri sürdürmek hem de PKK'ya karşı mücadelede taviz vermemek zorunda. Bu denge, Türk dış politikasının Irak'taki en hassas sınavlarından biri olacak. Kalkınma Yolu Projesi'nin hayata geçmesi ve enerji koridorlarının açılması, Türkiye'nin bölgesel ekonomik ağırlığını artırabilir. Ancak askeri çekilme, sahada yeni güç boşlukları yaratırsa, Türkiye'nin güvenlik endişeleri yeniden alevlenebilir. Bu nedenle çekilme, aşamalı ve garanti mekanizmalarına bağlı olmalı.