Slovenya Cumhurbaşkanı Nataša Pirc Musar, ülkesinin hükümetinin Avrupa Birliği’nin (AB) İsrail’in işgal altındaki Batı Şeria’da yasa dışı yerleşimlerini kınayan ortak bildirisini veto etmesine sert tepki gösterdi. Musar, “Uluslararası hukuk siyasi bir tercih meselesi değildir ve ona saygı gösterilmesinde çifte standart olamaz. Hukuk herkes için eşit uygulanır” ifadelerini kullandı. Cumhurbaşkanının bu açıklaması, Slovenya’nın AB içindeki duruşu ve Orta Doğu politikasına ilişkin önemli bir iç uzlaşmazlığı gözler önüne seriyor.
Slovenya’nın AB vetosu ve iç siyasi yansımaları
Slovenya hükümeti, geçtiğimiz günlerde AB Dış İlişkiler Konseyi’nde kabul edilmesi planlanan ve İsrail’in yerleşim faaliyetlerinin uluslararası hukuku ihlal ettiğini belirten bildiriyi veto etti. Bildiride, İsrail’in 1967’den bu yana işgal altında tuttuğu Batı Şeria ve Doğu Kudüs’teki yerleşimleri genişletmesi kınanıyor ve bu adımların iki devletli çözümü baltaladığı ifade ediliyordu. Slovenya Dışişleri Bakanı Tanja Fajon’un bildiriyi desteklediği ancak Başbakan Robert Golob’un veto kararı aldığı belirtiliyor. Bu durum, koalisyon hükümeti içinde görüş ayrılıklarına yol açtı.
Cumhurbaşkanı Musar, yaptığı yazılı açıklamada, Slovenya’nın “insan hakları ve uluslararası hukuka bağlılığıyla bilinen bir ülke” olarak bu tür bir vetodan kaçınması gerektiğini vurguladı. Musar, “Slovenya’nın dış politikada tutarlı olması ve değerlerinden ödün vermemesi şarttır. Bu veto, ülkemizin uluslararası alandaki güvenilirliğine zarar vermiştir” dedi. Cumhurbaşkanı ayrıca hükümetin kararını “derin endişe” ile karşıladığını ve bu tutumun AB içinde dayanışmayı zedelediğini ifade etti.
Avrupa Birliği’nde artan İsrail eleştirileri ve bölgesel denklem
AB ülkeleri, İsrail’in yerleşim politikaları konusunda uzun süredir farklı yaklaşımlar sergiliyor. Özellikle 7 Ekim 2023’teki Hamas saldırılarının ardından Gazze’de yaşanan insani kriz, Avrupa kamuoyunda İsrail’e yönelik eleştirileri artırdı. İspanya, İrlanda ve Belçika gibi ülkeler İsrail’e yönelik daha sert tedbirler alınmasını savunurken, Almanya ve Macaristan gibi ülkeler daha temkinli bir yaklaşım benimsiyor.
Slovenya’nın veto kararı, AB’nin İsrail’e yönelik ortak bir tutum belirleme çabalarını olumsuz etkileyebilir. Uzmanlar, bu vetoyu, AB’nin Orta Doğu’da etkili bir aktör olma kapasitesinin sorgulanmasına yol açabilecek bir gelişme olarak değerlendiriyor. Öte yandan, Slovenya’nın bu hamlesi, ülkenin iç siyasetinde de tartışmalara neden oldu. Muhalefet partileri, hükümeti “İsrail yanlısı bir tutum sergilemekle” ve “AB’nin ortak değerlerine ihanet etmekle” suçluyor. Hükümet ise kararın “iki devletli çözümü destekleme” amacı taşıdığını savunarak, İsrail’in güvenlik endişelerinin de dikkate alınması gerektiğini belirtiyor.
Uluslararası toplum ve Türkiye’nin konumu
İsrail’in yerleşim faaliyetleri, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 2334 sayılı kararı da dahil olmak üzere birçok uluslararası kararda açıkça kınanmıştır. Uluslararası Adalet Divanı’nın (UAD) 2024’te verdiği danışma görüşü, İsrail’in işgal ve yerleşim politikalarının uluslararası hukuka aykırı olduğunu teyit etmiştir. Bu bağlamda, AB üyesi bir ülkenin bu tür bir bildiriyi veto etmesi, hukukun üstünlüğü ve insan hakları normları açısından ciddi bir geri adım olarak yorumlanıyor.
Türkiye ise uzun süredir İsrail’in yerleşim politikalarını kınayan ve Filistin devletinin tanınması çağrısında bulunan ülkelerin başında geliyor. Türk diplomatik kaynakları, Slovenya’nın vetosunun AB’nin Filistin meselesindeki tutarsızlığını bir kez daha ortaya koyduğunu belirtiyor. Türkiye, uluslararası toplumun İsrail’e yönelik baskıyı artırması gerektiğini savunuyor ve bu tür kararların iki devletli çözümü güçlendireceğini ifade ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, AB’nin Orta Doğu politikasındaki bölünmüşlüğü gözler önüne sererken, Türkiye’nin Filistin davasına verdiği desteğin önemini bir kez daha vurguluyor. Türkiye, uluslararası platformlarda İsrail’in yasa dışı yerleşimlerine karşı en güçlü seslerden biri olarak öne çıkıyor. AB’nin bu vetosu, Türkiye’nin “dünya beşten büyüktür” ve “adalet” vurgulu dış politika söylemini haklı çıkarır nitelikte. Ayrıca, Türkiye’nin Filistin devletini tanıma ve Kudüs’teki diplomatik temsilini güçlendirme adımları, bu tür gelişmeler ışığında daha da anlam kazanıyor. Türkiye, bölgesel ve küresel düzeyde Filistin davasını savunmaya devam edecektir.