Fransa'da cumhurbaşkanlığı seçimlerine sayılı günler kala, merkezde konumlanan adaylar, siyasi yelpazenin iki ucundaki popülist hareketlerin gölgesinde eziliyor. İlk büyük televizyon münazarası öncesinde yapılan anketler, ılımlı adayların oy oranlarının tehlikeli biçimde düştüğünü ve seçmenin büyük bir bölümünün uç adaylara yöneldiğini gösteriyor. Siyasi analistler, bu tablonun Beşinci Cumhuriyet tarihinde eşi görülmemiş bir kutuplaşmaya işaret ettiğini belirtiyor.
Merkezin erimesi
Uzun süredir Fransız siyasetinin güvencesi olarak görülen merkez sağ ve merkez sol adaylar, bu seçimde adeta erime noktasına geldi. Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un partisi La République En Marche! ve geleneksel partilerin adayları, seçmenin öfkesini ve değişim talebini karşılayamıyor. Anketlere göre, aşırı sağcı Marine Le Pen ve aşırı solcu Jean-Luc Mélenchon, ilk turda oyların yüzde 20'şerine yaklaşmış durumda. Merkez adayların ise ancak yüzde 10 bandında kaldığı görülüyor. Bu durum, ikinci turda bir aşırı uç adayın cumhurbaşkanı seçilme ihtimalini güçlendiriyor.
İlk kez düzenlenecek olan münazara, adayların birbirleriyle doğrudan karşı karşıya geleceği ve seçmenin önünde fikirlerini savunacağı kritik bir platform olacak. Merkez adaylar, burada güçlü bir performans sergileyerek kaybettikleri ivmeyi yeniden kazanmayı umuyor. Ancak analistler, kutuplaşmış bir seçmen kitlesi karşısında merkezin sesini duyurmasının her zamankinden daha zor olduğu görüşünde.
Avrupa ve küresel dengeler
Fransa'daki seçim sonuçları, yalnızca ülkenin iç siyasetini değil, Avrupa Birliği'nin geleceğini de yakından ilgilendiriyor. Fransa, Almanya ile birlikte Avrupa entegrasyonunun motoru konumunda. Aşırı sağın iktidara gelmesi, AB'nin temel değerlerine ve ortak politikalarına ciddi bir tehdit oluşturabilir. Marine Le Pen'in zaferi, AB karşıtı ve ulusalcı hareketlerin Avrupa genelinde güç kazanmasına yol açabilir. Benzer şekilde, Mélenchon'un radikal sol politikaları da Avrupa'nın ekonomik dengesini sarsabilecek nitelikte. Bu nedenle, Fransa'daki seçimler, Brüksel ve diğer Avrupa başkentlerinde endişeyle takip ediliyor.
Uluslararası gözlemciler, Fransa'daki siyasi istikrarsızlığın küresel piyasalara da olumsuz yansıyabileceği uyarısında bulunuyor. Ülkenin borç yükü ve ekonomik kırılganlıkları, olası bir radikal hükümet değişikliğinde yatırımcıları tedirgin ediyor. Fransa'nın NATO ve Birleşmiş Milletler gibi uluslararası kuruluşlardaki rolü de seçim sonuçlarından etkilenecek stratejik konular arasında yer alıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Fransa'daki seçimlerin Türkiye-AB ilişkileri üzerindeki etkisi doğrudan olacaktır. Özellikle göçmen karşıtı ve İslamofobik söylemleriyle bilinen aşırı sağın güçlenmesi, Türkiye'nin Avrupa'daki imajını ve ikili ilişkilerini zorlaştırabilir. Marine Le Pen'in zaferi, Türkiye'nin AB üyelik sürecini daha da olumsuz etkileyebilir ve kültürel farklılıkları öne çıkaran bir siyasi iklim yaratabilir. Diğer yandan, merkezin zayıflaması, AB'nin ortak politikalar üretme kapasitesini azaltarak Türkiye ile diyaloğu da olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle, Fransa'daki seçim sonuçları, Türk dış politikası için yakın takip gerektiren kritik bir gelişmedir.