Molly Crabapple, Siyonist ideolojinin tarih yazımında bilinçli olarak dışladığı Arap ve Mizrahi Yahudilerinin kültürel mirasını gün ışığına çıkarmak için yedi yıl süren titiz bir çalışma gerçekleştirdi. Orta Doğu merkezli bir platforma verdiği röportajda, Filistin topraklarındaki geleneksel olarak barış içinde yaşayan Arap ve Yahudi topluluklarının Siyonist hareketin yükselişiyle nasıl ayrıştırıldığını anlattı. Crabapple'ın projesi, sözlü tarih çalışmaları, görsel sanat eserleri ve belgesel kayıtlarla bu silinmeye yüz tutmuş zengin kültürel dokuyu yeniden inşa ediyor.
İsrail devlet ideolojisinin kültürel mühendisliği
Crabapple'ın araştırmasına göre, 1948'de İsrail'in kuruluşunun ardından devlet eliyle yürütülen bir kültürel homojenleştirme süreci başlatıldı. Bu süreçte Arapça konuşan Mizrahi Yahudilerinin kendi dilleri, müzikleri ve gelenekleri bastırılırken, Avrupa kökenli Aşkenaz kültürü üstün kılındı. Proje kapsamında 20'den fazla Mizrahi ve Filistinli ailenin nesiller boyu aktardığı hikâyeler derlendi. Örneğin, Bağdatlı bir Yahudi ailenin 1941'deki Farhud pogromundan kaçışı ile Kudüslü bir Filistinli ailenin 1948 nakbası dönemindeki deneyimleri yan yana getirilerek, her iki toplumun da Siyonist proje tarafından nasıl mağdur edildiği gösteriliyor.
Bölgesel barış için ortak hafızanın önemi
Crabapple'ın çalışması, yalnızca tarihsel bir düzeltme değil, aynı zamanda günümüz İsrail-Filistin çatışmasına alternatif bir bakış sunuyor. Mizrahi ve Filistinli sanatçıların birlikte ürettiği işler, bölgedeki farklı etnik ve dini grupların aslında yüzyıllar boyu aynı coğrafyayı paylaştığını hatırlatıyor. Bu ortak kültürel miras, iki uluslu tek bir devlet vizyonu veya barışçıl bir arada yaşama modeli için tarihsel bir temel sağlayabilir. Ancak mevcut Siyonist anlatı, bu tarihi bilinçli olarak yok sayarak milliyetçi ayrımcılığı meşrulaştırmaktadır.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, tarihsel olarak hem Arap hem de Mizrahi Yahudi topluluklarına ev sahipliği yapmış bir ülke olarak bu tartışmaya doğrudan eklemlenmiştir. Osmanlı döneminde Endülüs'ten kaçan Sefarad Yahudilerinin yanı sıra Arap vilayetlerindeki Yahudi cemaatleri de Türkiye'de varlık göstermiştir. Bugün Ankara'nın Filistin davasına verdiği destek, yalnızca Arap kimliği üzerinden değil, aynı zamanda Siyonist olmayan Yahudi mirasını da kapsayan daha kapsayıcı bir tarih anlatısına dayanabilir. Bu çalışma, Türk dış politikasında Filistin meselesini sadece Müslüman kimliğiyle değil, anti-emperyalist ve anti-kolonyal bir perspektifle ele almanın zenginleştirici olabileceğini göstermektedir.